WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın

Quantum Break – İnceleme

Geleceğe Dönüş filmini izlediniz mi? Eğer izlemişseniz özellikle de izlediğinizde genç yaşlarınızda iseniz aklınızdan mutlaka “Geçmişe gitsem nasıl olur ya?” düşüncesi geçmiştir. İşte Quantum Break bu soruya cevap veriyor. Bir zaman makinası etrafında şekillenen olaylar bizi yaklaşık 10 saat sürecek bir yolculuğa çıkarıyor. Bu maceranın Max Payne serisi ve Alan Wake’in yapımcısından, Remedy’nin ellerinden geldiğini hele bir de oyunu Sam Lake’in yönettiği duyan herkes heyecanla oyunu beklemeye koyulmuştu. Oyunun çıkışının üzerinden birkaç yıl geçti ve dönüp baktığımızda Quantum Break bu beklentiyi karşılayabildi mi?

Quantum Break aslında zorlu bir çıkış süreci geçirdi. 2013 yılının ortalarında duyurulan oyun sadece uzun bir geliştirme sürecinden geçmekle kalmadı, başta sadece Xbox One’a çıkacağı söylendi ardından PC için de duyuruldu. Microsoft’un oyunlarını hem Xbox konsollarına hem de Windows PC’lere çıkarma politikasının ilk test edildiği oyunlardan olan Quantum Break gerçekten ilginç tepkilerle karşılaştı. PC’ye çıkıyor diye ön siparişini iptal edenler mi, Xbox konsollarına özel oyun kalmaması sebebiyle Quantum Break’i suçlayanlar mı dersiniz gerçekten zorluklar yaşadı. Tüm bunların arasında sıyrılmayı başaran Quantum Break 5 Nisan 2016 yılında Windows ve Xbox One için aynı anda satışa sunuldu. Başta sadece Windows Store’da satışa sunulan oyun daha sonrasında Steam’e de geldi.

Quantum Break bir çizgisel bir aksiyon-macera oyunu. 3.kişi bakış açısından oynadığımız oyun da ana karakterimiz Jack Joyce Shawn Ashmore tarafından canlandırılmış. Karakterleri canlandıran aktöre ve aktrisler oyun için ekstra önemli çünkü bu oyuna özel olarak çekilmiş 4 bölümlük bir dizi de var. Yazının gelecek kısımlarında daha detaylı değineceğimiz bu dizi oyun için oldukça önemli bir konumda. 5 perdeden oluşan oyunumuzda hikâye akışını takip edebileceğimiz bir zaman çizelgesi bulunuyor. Ayrıca oyun içerdiği özel güçlerimizi geliştirebileceğimiz bir çeşit yetenek ağacına sahip.  Bu genel özellikleri başta söyleyeyim.

timeline
Hikayeyi ve olay örgüsünü böyle bir çizelgeden takip edebilmek hoş bir fikir.

Şimdi yavaştan oyunun hikayesine geçerken ufaktan bir SPOILER uyarısı da verelim. Buradan sonra söyleyeceğim şeyler sizin için sakıncalı olabilir, sonra bozuşmayalım. Oyunun hikâye anlatısı baş karakterimiz olan Jack Joyce (Shawn Ashmore)’un bir sorgulama(?) esnasında kendine yöneltilen sorular karşısında verdiği cevaplar şeklinde şekillendirilmiş. Benim kişisel olarak pek tercih etmediğim bu yöntem bana tüm hikâye boyunca “zaten olacaklar olmuş, ben de şimdi bir daha oynuyorum belirli bir senaryoyu” hissiyatı veriyor ve oyunun interaktifliğini öldürüyor. Özellikle Quantum Break’in size çeşitli hikâye seçimleri sunduğunu düşünürsek, bence mantıksız bir seçim olmuş. Her neyse, gerçek anlamda senaryoya geçtiğimizde ise baş karakterimiz Jack Joyce kardeşi ünlü Fizikçi William Joyce (Dominic Monaghan) ile ailevi sebeplerden ötürü küsmüş, bir süredir ülke dışında yaşamaktadır. Bu esnada olayların geçtiği şehrimiz Riverport’ta yaşamakta olan yakın arkadaşı Paul Serene (Aidan Gillen)’den epostalar almaktadır. Paul onu önemli bir iş için şehre geri çağırmaktadır. Arkadaşının bu ısrarlarını karşılıksız bırakamayan Jack şehre geri döner. Ardından arkadaşının onu çağırdığı üniversiteye giden Jack burada Monarch adındaki firmadan ve bu firmanın üniversite kütüphanesini yıkmak istemesinden haberdar olur. Bahçede protestocular ile de karşılaşan Jack yoluna devam eder ve arkadaşı Paul ile buluşur. Arkadaşı ona kardeşi William’ın yaptığı zaman makinasından ve yaptıkları çalışmalardan bahseder. Bu olayların sadece ufak bir kısmından haberdar olan Jack şaşırır. Yakın zamanda yatırımcılara bir şeyler göstermezler ise fonların kesileceğinden bahseden Paul, Jack’ten ona yardım etmesine bahseder. Bilim kurgu filmlerinden fırlamışa benzeyen bir odaya giren ikili çeşitli ayarlar yaparlar. Tam makinayı çalıştıracağı sırada William içeri girer ve Jack’i durdurmaya çalışır. Ancak durmayan Jack makinayı çalıştırır. Bu esnada bir patlama gerçekleşir ve içeri silahlı Monarch görevlileri girer. Kardeşi William ile ortamdan kaçan Jack olanlara anlam veremez. William ona makinanın hesaplamalarının hatalı olduğunu ve zamanda kırılmalar olacağını anlatır. Bunu düzeltmenin yolunun ise arabasına ulaşmak olduğunu anlatır. Jack arabaya ulaşmaya çalışırken William yakalanır ve kütüphaneye götürülür. Onu oradan kurtaran Jack kardeşi ile çıkacakken Paul karşılarına çıkar ve William’ı öldürür, Jack’i ise tutuklar.

İşte Quantum Break’in hikayesi böyle başlar. Hikâyenin geri kalanı ise aslında klişe ancak bence başarılı sayılabilir. Jack dünyayı kurtarmaya çalışır ve bu sırada pek çok badire atlatır. Oyun daha önce bahsettiğim şekilde 5 perdeden oluşur. Her perdenin sonunda ise bir karar anı ve sonrasında buna göre şekillenen bir dizi bölümü izleriz. Güzel bir fikir olarak karar anlarında Paul Serene ile oynamaktayız. Yani hikâyenin hem iyi hem de kötü tarafında varız ki bu oldukça güzel bir fikir. Oynanışa da çeşitlilik katmış. Yani Paul kısımları toplam 30 dakika ancak sürüyor ancak yine de güzel bir. Ancak bir problem var. Karar mantığı ile ilk karşılaşmamızda bu bize sanki oyunun sonunu etkileyecek kadar önemli bir şeymiş gibi tanıtılıyor. Tamam röportajlarda vesair söylenmiş tek bir sonun olduğu ancak ben bunu bilmiyordur ve oyunda ilk defa bir karar kısmı kaşıma çıktığında oldukça heyecanlandım. Hele de belli karar kısımları o kadar değerli hissettiriyor ki oturup uzun uzun ne seçeceğimi düşünmüştüm. Ancak oyunu bitirdim ve şöyle bir baktım ki yaptığımız seçimlerin gerçek bir karşılığı yokmuş. Sadece dizinin bölümlerinin ve ufak ara sahnelerin değişmesine sebep oluyormuş. E bu da beni baya bir hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Çünkü konsept itibari ile başarılı bu fikir çöpe atılmış gibiydi.

junction
Karar konsepti çok daha başarılı uygulanabilirdi.

Oyunun hikâye sunumu ise bence bu güzel hikâyeyi biraz batırmış gibi. Hikâyenin çoğu parçasını oyun esnasında öğrenmek yerine etraftaki bilgisayarlara ve tabletlere gelmiş olan epostaları okuyarak öğreniyoruz. Eğer etrafınıza pek bakmadan dümdüz ilerlerseniz oyunun hikayesinin ancak yarısını anlayabilirsiniz. Özellikle karar anlarında vereceğiniz kararların tümü bu epostalarda okuyacaklarınıza göre şekilleniyor. Benim çok tercih etmediğim bir hikâye anlatım tarzı bu. Çok tartışılan dizi mevzusuna da değinmek gerek. Oyun çıktığında insanlar dizi hakkında olumsuz konuşmuşlardı. Bana kalırsa dizi fena değildi, ancak bunun oyunun içinde olması gerçekten can sıkıcıydı. Eğer dizi bir eklenti olarak yayınlansa idi gerçekten başarılı olabilirdi. Tamam oyun grafikleri ile oluşturulmuş ara sahnelerden bence çok daha başarılı ancak oyunun arasında durup 20 dakika boyunca dizi seyretmek bence başarılı bir fikir değil. Dizi hikâyenin bir parçasını değil olayların ardından gerçekleşenleri anlatıyor olsaydı gerçekten büyük bir keyifle seyredebilecekken şimdi 20 dakika boyunca bitsin de oynamaya devam edeyim diye düşündüm durdum. Yani Sayın Sam Lake dizi yap, yapma demiyorum ama şunu bir ek olarak çıkarsaydın çok daha hoş olurdu.

Şimdi geçelim oynanışa. Quantum Break başta da bahsettiğim gibi bir Aksiyon-Macera oyunu. İçinde hem bulmaca hem shooter elementleri barındıran oyunun en temel özelliği zaman dayalı özel güçleri. Baş karakterimiz Jack zamanı kontrol etme gücüne sahip. Bu ona sadece zaman kontrolü değil pek çok özel güç kazandırmış. Artık bir klasik olan Eagle Vision benzeri görüş sistemi, etrafımızda kurşun geçirmez bir zaman kalkanı oluşturmak, zamanı belli bir alan için dondurmak, zaman patlamaları oluşturmak, odaklanma ile anlık hızlı koşular ve kısa süreli zamanı dondurma şeklinde 6 farklı özel güce sahibiz. Bunları hem çatışmalar esnasında kullanıyor hem de bulmacaları çözerken zamanı geri alıyoruz. Bunlar oynanışa çeşitlilik katan hoş elementler. Oyunun bulmacaları ufak tefek parkur bulmacalarından ibaret olsa dahi oyunu tekdüzelikten kurtarıyor. Oyunun silah kullanımı ise bana kalırsa tekdüze. Yani eğer özel güçleri kullanarak çatışmaları çeşitlendirmez iseniz silah kullanmak hızlıca sıkacaktır. Ayrıca mermiler çok hızla tükeniyormuş hissi veriyor. Bir çatışma esnasında 200’e yakın mermiyi hiç ettim. Ben zaten özel güçleri kullanmaya bayıldığım için devamlı onları kullanarak ilerledim ve bu şekilde daha fazla keyif alabildim. Düşman çeşitliliği ise bana kalırsa oldukça kısır. Sadece 7 farklı düşman ve bu düşmanlar neredeyse aynı. Üzerlerindeki kozmetik farklılık haricinde, ki bazı düşmanlar için o farklılık ufak bir parçadan ibaret, düşmanların hepsi birbirinin aynısı ve çok da zeki değiller. Neredeyse siper almadan çatıştıkları ve saklandığınızda arkanızdan dolaşmayı bile akıl etmedikleri için savaşların tek zorlayıcı yanı mermi sayısı.

Oyuncular artık tek bir türe ait oyun istemiyor. Artık kimsenin saf bir FPS ya da saf bir Macera oyunu oynamak istemediği bir ortamda oyun yapımcıları da yeni taktikler geliştiriyorlar. Basit bir yetenek ağacı ile bir yan tür olarak RYO yazmak son zamanların trendi. Elbette Remedy de bu fırsatı kaçırmamış, yapıştırmış bir “yetenek ağacı”. Hikâyenin başında bahsettiğim patlama ana karakterimiz Jack’i kronon aktif hale getirmiş. Bunun sonucunda çeşitli özel güçler kazanan baş karakterimizin bu özel güçlerini geliştirebileceği bir yetenek ağacı hazırlanmış. Bu geliştirmeleri satın almak için bölümlerde bulunan, parlak ve çalar saat benzeri bir ses çıkaran krononları topluyoruz. Ancak bu geliştirmelerin herhangi bir şekilde oynanışa katkısı olduğunu düşünmüyorum. Yani oyunu alırken çoğu zaman bu krononları topluyor ancak geliştirmeleri yapmayı dahi unutuyordum. Hani var da yapsanız da olur yapmasanız da. Ama eklemişler, değinelim biz de.

upgrade
Bu ekrandan diğer karakterlerimizin günlük denilen hikaye parçalarına da ulaşabiliyoruz.

Oyunun grafikleri ve hissiyatı gerçekten takdire şayan. Oyun size ortamı oldukça başarılı bir şekilde hissettirmenin yanında karakterinizin zaman içinde geldiği hali de çok güzel bir şekilde gözlemleyebiliyorsunuz. Jack zaman güçlerini kontrol etmeyi öğrendikçe yeni özellikler açılıyor ve bunlar gerçekten size gelişiyormuşsunuz hissi veriyor. Bu arada bu gelişme muhabbetinin yetenek ağacı ile alakası yok, karakterimiz zaman içerisinde kendiliğinden yeni özellikler kazanıyor. Oyunun bu hissiyatını destekleyen güzel grafikler gerçekten göz alıcı. Bakamaya doyamıyorsunuz. Özellikle zaman kırıldığında sizin dışınızdan herkes, her şey donuyor ve siz onların arasından hareket ediyorsunuz. Bunun verdiği hissiyat gerçekten eşsiz. Onlar dururken aralarında yürüyor, zamanı geri alıp bazı şeyleri çözmeye çalışıyorsunuz. Gerçekten başarılı bir iş.

Yazının sonuna gelirken şuna karar vermek gerek. Biz bir oyundan ne istiyoruz? Güzel bir oynanış, sürükleyici bir hikâye, etkileyici bir görsellik, başarılı bir sunum. Peki Quantum Break bize ne veriyor. Hepsinden biraz ancak hiçbirinden tam değil. Hikâye fena değil, oynanış idare eder, grafikler güzel sayılır sunum hayal kırıklığı. Yani her şeyi biraz daha artırsa idi veya sunuma biraz daha önem verse idi Quantum Break güzel konsepti ile başarılı bir oyun kabul edilebilirdi. Şu an ise bana kalırsa harcanmış bir potansiyel. Yani Remedy, durma üret ancak biraz daha uğraş, biraz daha. Sen Max Payne’ler, Alan Wake’ler yapmış firmasın. Daha iyisini yapacağına inancımız sonsuz.

PUAN: 75

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close