WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın

Anthem – Açık Demo

Bungie oyun dünyasının en önemli oyun stüdyolarından biridir bana kalırsa. Konsollarda FPS oynanmaz mantığının işlediği yıllarda cesaret etmiş ve HALO serisini geliştirmiş, oyun dünyasının tüm tabularını yıkmıştı. Aynı Bungie Microsoft’tan ayrılıp Activision’la anlaştığında kimse akıllarındaki yeni büyük planı bilmiyordu. Daha yıkılacak tabular vardı ve Bungie kendine güveniyordu…

E3 2013’de Sony konferansında Bungie’nin herkese bir sürprizi vardı. Yine en iyi bildikleri şeyi yapacaklardı, ancak çok farklı bir yol kullanacaklardı. Destiny ilk duyurulduğunda insanlar bu oyun mantığına tam olarak anlam verememişti. Yani insanlar neden devamlı birbirine benzeyen görevleri yaparak saatler harcasındı ki. Ancak oyunun ne kadar sürükleyici olduğu, başarılı mekanikleri ve insanın en temel iç güdülerini birleştirerek adeta bağımlılık yapıcı bir oyun ortaya çıkacağını tahmin edememişlerdi. Her ne kadar ben hiç hoşlanmasam dahi Bungie Destiny ile oyun dünyasında farklı ve tüm büyük firmaların ağzını sulandıran bir konsept icat etti. Başarılı mekanikler ile birbirinin neredeyse aynı görevleri tekrar tekrar yaptıran bu oyun konsepti benim anlam veremediğim şekilde çok tutuldu. Öyle ki pek çok insan oyunun bağımlısı oldu, yüzlerce saat boyunca oyunu oynadı. Ben Destiny’i oynamamış biri olarak anlam veremiyorum ancak Destiny bir şekilde tuttu ve güzel satış rakamlarına ulaştı. Aslında ulaşmak zorundaydı da çünkü oyun dünyasının en büyük bütçeli oyunu olan Destiny tutmasa ve istenen satış rakamlarına ulaşamasa vay Bungie’nin haline…

Destiny
Destiny satış rakamları ile türünün öncüsü bir oyun olmayı başarmıştı.

Eee, bu kadar güzel bir oyun çıkar; böyle güzel satar da diğer dev firmalar durur mu? Elbette durmaz, Destiny’nin başarılı ilerleyişini gören Ubisoft’ta durmadı ve hemen Destiny benzeri grinding tabanlı bir oyun yaptırmaya başladı. Massive stüdyosu tarafında geliştiren bu oyun aynı zamanda büyük bir marka altında çıkacaktı “Tom Clancy”. Herkesin bildiği meşhur bir askeri, politik roman yazarı olan Tom Clancy’nin oyun haklarını bir süredir elinde bulunduran Ubisoft bunu elbette kullanmak istiyordu. Bu sebeple The Division isminin başına konduruverdiler. Karlı bir New York’ta, paradan yayılan bir virüs ve sonrasında yaşanan olayları anlatan The Division oynadığım ve ana senaryosunu bitirmek için adeta kendime başka oyun oynamayı yasakladığım bir oyun oldu. Oyunu oynarken o kadar sıkılmıştım ki arada 3-4 tane oyun bitirmiştim. Oyun adeta işkence gibiydi ancak ben mükemmeliyetçi bir insanım, bir oyunu aldıysam oynamadan bırakmam. The Division olmayan hikayesini baya kötü şekilde sunarak bana çok da keyifli olmayan saatler geçirtmişti. Bana kalırsa güzel atmosferi, fena olmayan mekanikleri ve kötü hikayesi ile başarısız bir oyundu.

The Division
Destiny’nin pastasından bir dilim almaya çalışan Ubisoft bana kalırsa başarısız oldu.

Şimdi bu kadar firma yapıyor, EA dedi abi benim neyim eksik. Bir dünya stüdyo var, vereyim birine yapsın gitsin. Bunun içinde gitti RPG’lerin kralı BioWare’i seçti. Böylece oyuna eklenebilecek başarılı RPG elementleri oyunun ortalama oynanış süresini artıracaktı. BioWare bir yandan Mass Effect: Andromeda ile uğraşmakta iken stüdyoya bir de Anthem verdi. Bunun Mass Effect: Andromeda’da sebep olduğu facialara girmek bile istemiyorum. Her neyse, BioWare başladı oyunu geliştirmeye. Güzel bir dünya oluşturmak istiyorlardı. Güzel mekanikler yapacakları ise kesin gibi bir şeydi. En önemli çalışanları ile başladıkları geliştirme sürecinde bir yaprak dökümü oldu ve bazı önemli BioWare çalışanları stüdyodan ayrıldı. Özellikle yazar kadrosunda önemli isimlerin ayrılığı bizleri bir meraka sevk etmiş olsa dahi gerçek sebebi asla öğrenemeyeceğiz. Bana kalırsa EA’nin üst yönetimi ile aralarında çıkmış olan anlaşmazlıklar yüzünden ayrılmışlar olsalar dahi bilemiyoruz.

E3 2017’de oyun ilk defa gösterildiğinde ve insanlar BioWare ismini gördüğünde herkes oldukça heyecanlıydı ancak akılların bir köşesinde hala soru işaretleri vardı. Bu tarz oyunlarda hikâyenin ve hikâye anlatımının çok önemsenmediği bilinen bir gerçekti. Ama BioWare’in en iyi yaptığı şeydi hikâye anlatımı. Ne olacaktı şimdi? Oyunun öce 2018 Sonbahar’da çıkacağı söylenmişti ancak daha sonra, muhtemelen finansal kaygılarla, 2019’un ilk çeyreğine ertelendi.

22 Şubat’ta çıkacak oyun için 25 Ocak’ta bir VIP demo yapıldı. Oyunun VIP demosunda yaşanan teknik sıkıntılar pek çok oyuncunun oyunu ancak birkaç saat oynamasına izin verdi. İnsanlar doğru dürüst sunuculara bile bağlanamıyorlardı. Oyunu ön sipariş veren veya EA-Origin Access üyelerine özel olan bir demoda yaşanan bu derece büyük sıkıntılar pek çok insanın oyuna karşı olan heyecanının önemli ölçüde azalttı. Oyunu oynamayı düşünmeyen biri olarak ben de VIP demoya erişemedim. Ancak bu hafta sonu yapılan açık demoyu oynama fırsatı buldum. Ve artık oyuna geçelim.

Öncelikle böyle bir demodan hikâye ile alakalı bir çıkarım yapmak mümkün değil. Bu sebeple direkt olarak değerlendirebileceğim ve oyun öncesi fikir verebilecek noktalara değineceğim. Anthem bir EA klasiği olarak Frosbite 3 motorunu kullanıyor. Bu oyun motoru gerçekten o kadar başarılı ve geniş bir yelpazeye hitap ediyor ki istisnasız tüm EA oyunları Frosbite motorunu kullanabiliyor. Bu motor görsellik açısında oldukça başarılı ve bunu Anthem’de bir kez daha görüyoruz. Oyun tek kelimeyle harika gözüküyor. Sadece detay açısında değil tüm ışıklandırma ve atmosfer ile o kadar harika ki şöyle bir durup bakasınız geliyor. İnsanın adeta içini açıyor ortamlar. Kapalı alanlar bile çok güzel ışıklandırılmış ve ortamın hissiyatı oyuncuya doğrudan geçirilmiş. Javelinimize doğru yürüdüğümüz sahnelerde henüz açık dünyada olmamamıza rağmen oldukça ferah hissettim.

Bu tarz farming tabanlı bir oyunda en önemli şeylerden biri de mekaniklerdir. Sonuçta birbirine benzer onlarca görevi yaparken bu mekanikleri kullanacağız. Anthem bu konuda bana oldukça başarılı hissettirdi. Demoda oynadığımız kısımda sadece Javelin adındaki özel kıyafetimizi giyerek bir Iron Man edası ile savaşıyorduk. Açıkçası bu tarz kıyafetleri kullanmak bana her zaman güzel hissettirmiştir. Oyunun savaş mekanikleri ise oldukça tatmin edici idi. Attığınız mermiler fena hissettirmiyordu ve çatışmalar gerçekten çok keyifli idi. Tabi ki oyunun temel mantığı olan yeni kıyafetler, silahlar ve özel bombalar vesaire açıldığında oyun şu an olduğunda çok daha keyifli bir hal alıyor olabilir, onu bilemiyorum artık. Ancak oynadığım kadarı ile Anthem bize mekanik açısından başarılı bir oyun vaat ediyor. Özel bombaları ve güçleri kullanmak ise gerçekten tatmin edici. Bize demoda verilen kıyafetin sahip olduğu özellik bir kamera ile tüm düşmanları tespit edip üstlerine roket yağdırmaktı ve gerçekten güçlü olduğunuzu hissettiriyordu. Görsel olarak da oldukça etkileyici gözüküyordu. Adeta “Buranın kralı benim, herkes haddini bilecek!” diyordunuz.

Javelin Fight
Anthem başarılı mekanikleri güzel grafikler ile sunuyor.

Oyun çıkmadan önce en çok merak edilen konulardan biri de oyunun uçma hissiyatının nasıl olduğuydu. Bana kalırsa sizi gerçekten özgür hissettiren güzel bir uçma hissiyatına sahip oyun. Javelinim göklerde süzülürken harika hissediyordum. Ancak doğal olarak bu kıyafetin bir uçma sınırı var ve belli aralıklar ile yere inmeniz gerekiyor. Yoksa bölümleri neredeyse hiç savaşmadan uça uça bitirirsiniz ancak bu oyunun istediği bir şey değil. Ancak şöyle yere inip bir beş saniye beklemek bu süreyi hemen doldurduğu için hemen yeniden uçuşa gezip etrafta süzülmeye devam ediyordum. Bana kalırsa uçma işini güzel halletmişler. Özellikle enfes manzaraların içinde böyle süzülmek. Harika.

Javelin
Anthem’in uçuş mekanikleri bence güzel kotarılmış.

Sonuç olarak Anthem mekanikler konusunda başarılı bir oyun olacak gibi gözüküyor. Ancak bu türü sevmeyenleri, misal ben, bu türe çekebilecek gibi durmuyor. Ayrıca BioWare’in devamlı söylediği “Abi oyunu tek kişide oynarsınız ya. Hem bak öyle de çok iyi oyun, valla.” falan demesi biraz boş gibi duruyor. Demodaki görevler bariz bir şekilde tek kişi için dizayn edilmemişti ve bu durum tam sürümde de değişecek gibi durmuyor. Yani eğer oyunu almayı düşünüyorsanız önce bakın bu türü seviyor musunuz? Cevap evetse alın oyun akar gider ancak cevap hayırsa ve yine de oyunu almak istiyorsanız arkadaşlarınızı da ikna edin. Yoksa oyun biraz çekilmez olabilir. Umarım yanılırım ve oyun tek kişi içinde uyumlu çok başarılı bir oyun olur. Ancak bunlar demodan anlaşılanlardı. Bekleyelim ve görelim…

Reklam

Anthem – Açık Demo” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close