WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın

Tom Clancy’s The Division 2 – Kapalı Beta

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz haftalarda Anthem Açık Demosu gerçekleştirilmiş, ben de şuradan okuyabileceğiniz bir yazı yazmıştım. O yazıda değindiğin “grinding” temalı shooter oyunları çevresinde anlattığım şeyleri burada tekrar anlatmayacağım ancak basitçe belirtmek gerek ki The Division 2 “Bu pasta büyük, bana da bir dilim versenize vol.2”. Vol.1’e doğrudan şahit olmuş biri olarak anlatmak istediğim epey şey var, en temelden başlayalım.

Şimdi, ben bildiğiniz üzere Destiny’nin açtığı yolda ilerleyen oyunları pek sevmiyorum. The Division 1 ilk çıktığı dönemde henüz Ubisoft şimdiki pazarlama politikasını benimsememişti ve oyunlarına devasa reklam kampanyaları düzenliyordu. Bunun oyunlara ne kadar zarar verdiğini zaman içinde anlamış ve bunu azaltmışlardı. Bunu ayrı bir yazıda detaylı olarak konuşuruz ancak ben de The Division’un devasa reklam kampanyasına kanmış, oyunu büyük bir hevesle satın almıştım.

Oyunu ilk açtığımda çok hevesliydim, her ne kadar meşhur downgrade muhabbetleri biraz canımı sıksa dahi oyunu açıp karakter ekranını gördüğümde çok heyecanlıydım. Bir de zaten oyunun başında giren sinematikler sizi oyuna iyice heveslendiriyordu. Hikâye çok etkileyici görünüyordu. Paradan yayılan bir virüs, çökmüş koca New York ve onu kurtarmaya çalışan bir avuç insan. Çok iyi bir hikâye temeli değil mi? Evet harika bir hikâye temeli idi ancak devamında da keşke işler aynı güzellikte devam etse idi. Oyuna devam etmiştim biraz ancak sanki oyun biraz tekrar ediyor gibiydi. Hatta biraz değil, bölümler neredeyse birbirinin aynısı idi. Her bölümün temel mantığı çok basitti. Kapalı alana gir, çatış, bir şeyleri çalıştır, git biraz daha çatış, ardından zorluğu sadece can barından ibaret bir “boss” savaşı ve binadan çıkarak bölümü bitiriş. Oyunda tüm ana ve yan görev dizaynları bunda ibaret denilebilirdi. Gerçi haksızlık etmemek gerek, bir alana koşup çatışmak ve bir eşya kutusunu kurtarmaktan ibaret 150 tane aynı yan görev ile tüm hikâyeyi telsizden dinlediğimiz anlamsız toplanabilirler vardı. Şimdi böyle konuşunca çok haksızlık ediyorsun diyebilirsiniz, çok da haksız sayılmazsınız ancak ben oyunu tek başıma bitirmeye çalıştım. Bölümlerde yanıma gelen oyuncular ise çoğunlukla siper arkasına saklanmaktan başka bir şey bilmeyen kişilerdi. Arada çok güzel oyuncular geldi ancak o kadar. Koca bir oyunu araç dahi olmadan, o sıkıcı ve cansız sokaklarda tek başına koşarak ve tekrar eden görevleri tamamlayan birini hayal edin. Sizce de kızgın olmam biraz normal değil mi?

o7fwcv3
Downgrade yani grafiklerin düşürülmesi tam bir faciaydı.

İlk oyun aslında temel mekanikler açısından oldukça başarılı idi. Çatışmalar fena değil, vuruş hissiyatı idare ederdi. Ancak oyunun oldukça anlamsız bir zorluk anlayışına sahipti. Oyunun zorluk seviyesi öyle karakterlerin hareket şemalarına, bossların özel saldırılarına falan göre değil; can barlarına göreydi. Oyunda ilerleyip daha zor görevlere ulaştığınızda yeni ve farklı düşmanlar ile karşılaşmayı beklerken tek karşılaştığınız eski boss’un laciverti ve can barının iki katına çıkmış versiyonuna aitti. Yani her yeni bölümde aklınızı daha fazla çalıştırmak, yeni taktikler denemek falan değil etrafa daha fazla mermi saçmaktı. Yani iyi bir hikâye temelinin üzerine inşa edilmiş yanlış bir oyundu The Division 1 ve The Division 2 bunları düzeltmek için iyi bir fırsattı.

İlk oyundan her ne kadar memnun olmamış bir şekilde ayrılmış olsam dahi bu The Division 2 beni bir şekilde kolay çekiyordu. Watch Dogs 1 ve 2 deneyimin etkisi mi bilmiyorum ancak hadi bir bakalım dedim ve Kapalı Beta’ya katıldım. Bu hafta sonu oyunu çok oynama fırsatı bulamamış olsam da 2 ana görev ile birlikte biraz da yan görev yaptım ve oyuna detaylıca baktım. Ve kısaca söyleyebilirim ki bu oyun sanki ilk oyunun hatalarını telafi etmiş versiyonu.

İlk oyunda olan problemlere çözüm getirmişler gibi duruyor ancak önce en önemli problemden yani görev dizaynından başlamak lazım. Gördüğüm kadarı ile Görev sunumları çok daha başarılı bir hale getirilmiş. Hele yan görevler oynadığım kadarı ana görevlerin sadece bir tık altında sunumlara sahipti. Tamam, hala bir Witcher 3 kalitesi falan beklemeyin ancak ilk oyunun üzerini oldukça güzel bir gelişme. Zaten bu olsa ilk oyun çok daha yüksek bir noktada olurdu. Her görevden önce giren ufak sinematikler, görevlerin kendi içlerinde sahip oldukları minik hikayeler daha tatmin edici ve görevleri yapmaya bir amaç veriyor gibi. Örneğin bir yan görevde işgal edilmiş bir laboratuvarı geri ele geçirerek yeniden faal hale getiriyorduk. Basit bir sunum aslında değil mi? Bir yan görev için zaten olması gereken bir şey diyebilirsiniz ancak ilk oyunun ana görevleri zaten bu kalitede idi. Yani baya bir gelişme var diyebiliriz. Hikâye anlatımında da gelişmeler var gibi gözüküyor. Artık hikâyeleri telsizden dinlemek yerine daha fazla sinematik ile öğreneceğiz gibi duruyor.

Oyunun ikinci önemli kısmı oynanış da gelişmiş ve çeşitlenmiş. İlk oyundaki sadece 2 tip olan aletlerimizin yerine 6 farklı alet gelmiş. Her aletinde 3-4 farklı versiyonu olduğu düşünüldüğünde oynanış çok daha özelleştirilebilir ve çeşitlenmiş olacak gibi duruyor. Onun dışında oyunun temel mekanikleri yerinde duruyor. Vuruş hissiyatı hala tatmin edici, çatışmanın genel çizgisi keyifli. Oynanışta çok önemli yer kaplayan siperlerde ise ufak bir sıkıntı var. Aynı sıkıntı ilk oyunda da vardı ancak herhalde kimse rahatsız olmuyor ki düzeltmemişler. Siper alma ve siperler arası geçiş hale iyi ancak siperden çıkmak bana nedense bir garip geliyor. Siperden çıkarken boşluğa düşüyormuş hissi yaşıyorum. Ancak kesinlikle büyük bir sıkıntı değil.

a
Oynanış mekaniklerinin temeli ilk oyunla aynı ve başarılı.

Bu oyunun bir de meşhur “RPG” yanı var. İlk oyunda merkez üssümüzden gerçekleştirdiğimiz bu faaliyetler için artık iki mekânımız var. Birincisi yeni merkez üssümüz olan Beyaz Saray, ikincisi ise sivillerin yaşadığı “Yerleşke”. Hala işlerin temeli merkez üste dönecek gibi duruyor ancak sivil bölgesi de önemli olabilir. Hatta bu ikisinin çekişeceği, bizim bir taraf seçmek zorunda kalacağımız, sadece çetelere değil birbirimize karşı da olduğumuz bir senaryo çok güzel olurdu sanki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Oyunun grafikleri ilk oyunla neredeyse aynı, sadece üzerine ufak makyajlamalar yapılmış. Ancak yeni güneşli atmosfer çok daha doğru bir seçim. İlk oyunu oynarken içimden oyunu açmak gelmiyordu. Karlı atmosfer insanın adeta içini daraltıyordu. Bir de etraf doğal olarak boş ve sessiz olunca oyunda ulaşım araçlarının olmayışının bizi sürüklediği uzun koşular çekilmez oluyordu. Ancak yeni güneşli atmosfer insanın sanki içini açıyor. İnsanlar kasvetli atmosferi çok sevmiyor gibi Ubisoft, bence sen Watch Dogs 2 ve The Division 2’nin yolundan gitmeye devam et. Ayrıca oyuna eklenen ve son zamanların hoş eklentisi olan fotoğraf modu The Division 2’de de var. Ben bu eklentiyi seviyorum açık konuşmak gerekirse. Watch Dogs 2’nin fotoğraf temalı yan görevini de keyifle bitirmiştim. Önemli binaların önlerinde fotoğraflar çekmek bence hoş.

Kısaca özetlemek gerekirse The Division 2 ilk oyunun eksiklerini kapatma açsından önemli bir adım atmış gibi gözüküyor. İlk oyunu hiç sevmeyen ben bile betayı oldukça keyifle oynadım ve aklımın ucundan tam sürümü almak geçti. Ancak siz yine de sabırlı olun, oyun çıksın sonra karar verirsiniz. Umarız başarılı olur, bekleyip görelim…

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close