Vicdan ve Şahsiyet

Kafanıza kuma gömmek o şeyi ortadan kaldırır mı? Acaba deve kuşları çok haksız olmayabilir mi? Bir şey sizin için yoksa varlığından gerçekten bahsedebilir miyiz? İşte tüm bu sorular tarih boyunca felsefenin konusu olmuştur ve pek tabi olarak farklı görüşler herhangi bir kesin noktaya varamamıştır. Ancak Şahsiyet’in buna bir cevabı var: mesele şahsiyet.

ERKEN SPOİLER UYARISI

Hikayemiz İstanbul’un tarihi semtlerinden birinde, Beyoğlu’nda geçiyor. Agâh Beyoğlu, 2.Abdulhamid tarafından İtalyan opera sanatçıları için yapılmış bir binanın mirasçısı olarak yalnız yaşamaktadır. Eşi vefat etmiş, kızı ise Avustralya’ya gidip evlenmiştir. Monoton bir yaşam süren ve insanlardan uzaklaşmış olan Agâh, bir gün kedisinin ölümü ile unutkanlığının farkına varır ve gittiği doktorda Alzheimer olduğunu öğrenir. İşte o gün şimdiye kadar içinde tuttuğu şeyi dışa vurma vaktidir. Çünkü bunu bilen tek kişidir ve artık herkes bilmelidir.

ERKEN SPOİLER BİTİŞ

Dizi, Hakan Günday’ın özgün senaryosu. Hikâye anlatımı ve karakterler gayet oturmuş. Adım adım gayet sakin bir şekilde işlenmiş. Hikâye temelde yurtdışında çokça bulunan “Adalet için suç” mantığını üzerine inşa edilmiş. Çünkü ana karakter her ne kadar eski bir adliye kâtibi olsa dahi adaleti sağlamak için suça başvuruyor. Bunu yaparken de kendini her an haklı hissediyor. Bu önemli bir nokta bana kalırsa. Hikâyenin içine girmek için ana karakterden şüphe duymamak bence önemli bir şey. Evet, biraz klişe ancak empati kurabilmek için doğru yol.

Agâh Beyoğlu’nun kendi adaletinden bahsetmiştik. İşte bu adalet bir seri katil olmak. Evet biraz Amerikanvari olması eleştirilebilir ancak o kadar güzel işlenmiş ve uyarlanmış ki o “Amerikan Kültürü” kokulu dizilerden biri kesinlikle değil. Ve genel seri katil yapılarının aksine Agâh Beyoğlu ne bir “yalnız kurt” ne de “delirmiş bir dahi”. O düz bir insan. Standart bir adli kâtip. Ve tek yaptığı, güçlülerin engellediği adaleti yerine getirmek için cılız kolları ile çalışmak. Ancak bu cılız kollardaki kudret kesinlikle azımsanmamalı.

Ana karakter dışındaki karakterlerde son derece başarılı işlenmiş. Pek entrikalar ile dolu bir hikâye olmasa da karakterler arası çok ilginç bağlar var. Her bölüm ile bu ağlar daha fazla ortaya çıkıyor ve gerçekten şaşırtıyor. Hatta yani bu kadar olmaz bile diyorsunuz ancak oluyor. Güzelim Kambura etrafında şekillenen tüm bu olaylar ve kahramanlar sizi gerçekten içine çekiyor. Ayrıca karakterlerin bölümler ilerledikçe kendi içlerindeki gelişlerimde oldukça başarılı. Özellikle ikinci baş karakterimiz olan Komiser Nevra’nın diğer polisler ile ilişkisi, toplum içindeki duruşu ve ailevi meseleleri onun bir roman karakteri olmaktan çıkıp elinden geleni yapan, ancak elinden hiçbir şey gelmeyen zavallı bir polis memuru olarak aramıza karışmasına sebep oluyor.

Güzelim Kambura demiştim, işte güzelim Kambura’yı ne hale getirmişler. Tüm bu olayların kaynağı olan yarımada şeklinde bir kasaba inanılmaz bir şer yuvası haline geliyor. Ne kadar kötülük varsa barındıran bu güzel kasabaya insan gerçekten acıyor. Bu arada merak edenler için Kambura diye bir yer yok gerçekte. Dizinin çekimleri Bursa Gölyazı’da yapılmış. Ve gerçekten de oldukça hoş bir sahil kasabası Gölyazı.

Onur Saylak ise ayrı bir paragrafı hak ediyor. Son zamanların en başarılı Türk yönetmenlerinden biri olarak burada da harika bir iş çıkarmış. Çekimler oldukça hoş. Renk seçimleri ise tek kelime ile muazzam. Özellikle Beyoğlu sahnelerinde tarih ile iç içe geçmiş “modern” yapı, tarihi binaya yansıyan neon ışıklar, 200 yıllık bir binanın giriş katındaki bar vesaire harika. Bununla birlikte Kambura sahneleri de oldukça başarılı. Hikâyede her şeyin başlangıcı olan Kambura’nın bu önemi gayet yeterli bir şekilde vurgulanmış. Ayrıca dizinin ödüllü görüntü yönetmeni Feza Çaldıran’ı da anmadan geçmemek gerek.

Bu kadar teknik detayın üstüne oyunculardan da bahsetmek gerek mutlaka. Zaten oldukça tatminkâr bir oyuncu kadrosuna sahip olan dizi, sadece isimler ile değil performanslar ile de öne çıkıyor. Türk sinema tarihinin en başarılı erkek oyuncularından biri olan Haluk Bilginer son dönemlerdeki en iyi işlerinden birine imza atmış. Ancak sadece Haluk Bilginer değil dizideki tüm oyuncular olağanüstü oynamışlar. Zaten Türk dizi sektörünün en büyük problemlerinden biri olan kısa sürede uzun bölümler çekme problemi de çözülünce sıkıntı halledilmiş.

Elbette herkesin yaptıkları sorgulanabilir. Herkesin kendi adaletini sağlamaya çalışması ne kadar doğru ne kadar yanlış. Bu herkesin kendi başına cevaplaması gereken bir soru ancak bir şey kesin, hepimize bol miktarda şahsiyet ve vicdan lazım. Şahsiyetinizden vazgeçmeden, vicdan dolu günler dileğiyle…

Vicdan ve Şahsiyet” için 2 yorum

  1. Ufak bir hatanız var, aynı isimli kitabından uyarlama demişsiniz; sanırım “Daha” filmiyle karıştırdınız. Herhangi bir kitabından uyarlamayıp orijinal bir senaryo yazdı diye biliyorum ben bu dizi için. Bu arada blog’unuzu yeni gördüm, umarım başarılı olursunuz, güzel bir kaleminiz var.

    Beğen

    1. Haklısınız, onunla karıştırmışım. Haftaya da onun yazısını yazmayı planlıyordum da:) Uyarınız ve yorumunuz için teşekkür ediyor, hatayı hemen düzeltiyorum. 🙂

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close