Ah O Gariban Köylüler!

İnsanlar filmlerde ne arar? Bir film izlerken izleyicinin konumu ne olmalıdır? İzleyici, kendine hikâyeden bir pay biçmeli mi yahut filmler insanlara ulaşılmaz hayaller vadeden ürünler midir? Bu sorunun cevabı göreceli olsa da elimizde görecesiz bir gerçek var, yeni zamanlar modası; köy sineması.

Makedonya’da yaşayan, Türk Hatice’nin öyküsünü konu alıyor Honeyland. Tamamen gerçek olayları konu alan film, zaten kurgusal olmaktan öte bir belgesel-film. Bu sebeple elimizde ne bahsedecek bir senaryo ne de karakterler var. Her şey alabildiğine gerçek. Makedonya’nın dağlarında, terk edilmiş bir köyde anası ile tek başına yaşayan, arıcı Hatice var elimizde tüm hakikati ile. Bu tip filmlerin klişe yorumlama biçimidir mevzuyu insan-doğa ilişkisine bağlamak. Honeyland’de ise bu durumun somutlaştığını söylemek mümkün. Zira gerçekleşen olaylar ile bütünüyle insanı, tüm güdüleri ile karşımıza seriyor. Bunu yaparken ise seçmece bir anlayış gütmüyor, zihin süzgecinden geçirildiği belli olan bir yapaylığa asla adım atmadan olayları karşımıza getiriyor.

Belgesel olma iddiası sebebiyle kameranın değeri zaten önceden tanımlı filmde. Ancak akış içerisinde bu tanımın izleyici cephesinde istemsizce kırıldığını söylemek mümkün. Standart belgesellerin ötesinde, yapımda kameranın ona yüklenmiş olan “olaylara uzaktan bakan dış göz” rolünden uzaklaşmamasına rağmen izleyicinin konum değiştirdiğini, kendini olayların içine attığını söylemek mümkün. Bunda karakterlerin yapısı oldukça etkili. Hatice, film boyunca takındığı her tavır ile öyle bir profil çiziyor ki izleyici ister istemez kendisi ile bir bağ kuruyor. Bu durum ise film bittiğinde bile insanın içinde, çarpan kalbinde bir şeyleri kıpırdatan oldukça değerli bir noktaya getiriyor filmi. Ancak elbette filmin şahane görselliğini de es geçmemek lazım. Dağları, ovaları, toprağı ve karı ile tüm bir coğrafyayı yanı başımıza getiren, esaslı bir görsel anlatım olduğunu söylemek mümkün. Şahane bir görüntü yumağının içine alıyor film bizi başından beri. Yalnızca bu bile filmi izlemek için yeterli bir sebep bana kalırsa.

Bu tip bir eserin olmazsa olmazı yöresellik de filmde bir hayli yeterli şekilde bulunuyor. Öncelikle filmin dilinin Türkçe olduğunu, film altyazılı olmasına rağmen çoğunlukla bakma gereği hissetmeyeceğinizi söyleyebilirim. Ancak elbette coğrafi farklılıklar ortaya dil bakımından da farklılıklar çıkarıyor. İşte yöreselliğin en hissedildiği nokta da burası. Yerel deyişler, yerel bir konuşma üslubu ile bezenmiş durumda film. Her şeyi ile ait olduğu bölgeyi hissettiriyor.

Modern hayat yapısı, insanların boğazına bir karabasan gibi çökmüş durumda. Herkesin dilinde pelesenk bir sahil kasabası ve ufak köy hayalleri. İşte bu kentli hayallerin ve duygu durumunun bilince varmış olan pek çok uyanık yönetmen ve yapımcının da sarıldığı dal, köy filmleri. İçine bir tutam ajitasyon attığınız vakit sizin de pek rahat evde yazabileceğiniz bu tip filmlerin ötesine geçen sahici yapımların önemini ise kavramak gerekli. Honeyland’i de türdeşlerinden ayıran bu sahicilik, alabildiğine doğallık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com ile Ücretsiz Bir Web Sitesi Kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close