Poz Kesme Sanatı: The Souvenir

Sinemanın özünde rol yapmak vardır. Nihayetinde sinema bize, olmayan hikâyeleri varmışçasına anlatan bir sanattır. Ancak önemli olan rolü kimin yaptığı ve bunda mahir olup olmadığı. Zira son dönemde pek çok film bu rol yapmadan ve yapaylıktan sıyrılma iddiası taşıyor, problem de burada başlıyor. Gerçeklik ile yapaylık doğru şekilde kesiştirilemediği takdirde ortaya çıkan ürünler güdük ve biçimsiz oluyorlar. The Souvenir de kesiştirmeyi başaramayanlardan.

Sinemayı hayattan daha yoğun kılan yönü, olayları yalnızca bir tarafı ele almasıdır. Bir filmde ana karakteri yalnızca bir, hadi bilemedin iki yönüyle izleriz. Ancak biliriz ki hayat bundan fazlasıdır. İşte yeni dönem sinemasında gerçekçilik akımı ile başlayan çok yönlü anlatım tarzı, bize hayatı her açıdan anlatmayı vaat ediyor. Bu da her ne kadar etkileyici olsa da kotarılamadığı takdirde ortaya karman çorman bir hikâye ve izleyicinin kafasında bolca soru işareti bırakıyor. The Souvenir de yönetmen olmak isteyen genç bir kadının, kendinden yaşça büyük bir adamla yaşadığı aşkı anlatma iddiasıyla yola çıkıyor. Ancak önümüze ne olduğu anlaşılmayan bir hikâye, pek de bir amaca hizmet etmeyen süslü ve afili diyaloglar, arada çıkan ne olduğu belirsiz sahneler ve tüm bunların sonucunda kocaman bir boşluk koyuyor. Filmi izlerken senaryoyu ve olayları kafanızda toparlamak için harcadığınız efor filmin keyfini düşürürken, “a bu karakter kimdi”, “şimdi biz neredeyiz”, “ne oluyor yahu” gibi sorular zihninizi sürekli kurcalıyor. Bu denli karışık bir anlatım da bizi daha gerçeğe değil, belirsizliğe götürüyor. İşte yönetmenin poz kesmesi de böyle oluyor. Yönetmen, filmi daha etkileyici kılmak için olayları karışıklaştırırken çizgiyi aşıyor ve izleyicinin filmle bağını kopartıyor. Daha etkileyici olmak için poz kesen yönetmen, gerçekçi olayım derken işleri bir çukurun içine bırakıveriyor. Böylece The Souvenir, senaryosundaki çiğ ergen eğlendirgeçlerini başarısız işleyişi ile harmanlıyor ve izleyicinin karşısına çıkıyor.

Abartılı tavırlar, The Souvenir’in yalnızca hikâye anlatımında değil, aynı zamanda oyunculuklarında da geçerli. Ancak gerçekçilik iddiasını bu kadar ön plana çıkarmaya çalışan bir filmde bu denli yapmacık tavırlar haliyle sırıtmış. Özellikle erkek başrolün pek çok sahnede takındığı kasıntı tavırlar, izleyiciye itici gelecek düzeyde. Konuşurken sürekli hırıltılı ve boğazdan, ağır ağır konuşan 30-35 yaşındaki bir adamı izlemek, çoğunlukla keyifsiz bir aktivite olmuş. Ancak diğer oyuncuların, özellikle de kadın başrol oyuncusunun gayet yeterli iş çıkardığını söylemek gerekli. Evet, muazzam değiller, ancak erkek başrolün yanında izlemesi çok daha keyifli.

Filmin en başarılı olduğu kısım ise görüntü. Çağdaş bir görüntü üslubunun temsilcisi olan filmde, pastel tonlar ağırlıkta. Renkler, bu tarzı sevenlerin hoşuna gidecek cinsten. Buna karşın kameranın çok etkileyici kullanıldığını söylemek zor. Türünde fena iş çıkarmasa da “bu filmi muhakkak izleyin” denilecek seviyede değil görsellik. Kostümünden dekoruna, ışığından mekân dizaynına başarılı, ancak o kadar. Yalnızca başarılı.

Sonuç olarak The Souvenir izlemenizi tavsiye etmediğim, vasat bir film. Güzel görsellik, yönetmenin kasıntı tavırları, hikâye işlenişinin karmaşıklığı ve diyaloglardaki çiğlikler ile birleşince ortaya pek de ahım şahım bir iş çıkmıyor. Beni asıl şaşırtan ise filmin eleştirmenlerden aldığı yüksek puanlar ve daha şimdiden devam filminin planlanmış olması oldu. Ne diyelim, hayırlı olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close