WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın

Kingdom Come: Deliverance – İnceleme

RYO türü bana her zaman çok uzak oldu. Bunun iki temel sebebi var. Birincisi benim insan dışı varlıkları sevmemem. Yani ejderhalar, çeşitli canavarlar, mutasyona uğramış yaratıklar ve tüm diğer fantastik öğeler. Fantastik öğeleri sanatın hiçbir yerinde sevmiyorum. Gerek kitap gerek sinema gerekse de oyunlar. İkinci temel sebep ise uzun oynanış süresi. Bir RYO için en az 50 saat ayırmak gerek. Ancak ben bir evrenin içinde bu kadar uzun süre vakit geçirmeyi sevmiyorum. Ayrıca sadece hafta sonları oyun oynamaya fırsat bulabiliyorum. Uzun oynanış sürelerine sahip olan oyunlarda bu kopuk kopuk oynamam sebebiyle oyunla olan bağım kopuyor ve oynamak istemiyorum. Peki bu kadar kişisel bilgiyi niye verdim? Kingdom Come: Deliverance benim gibi türe bir hayli uzak olan insanı bile başından kalkmaya fırsat vermeden kendini oynatabilen inanılmaz bir yapım.

Öncelikle şunu belirtmem gerek, oyunu epey zamandır takip ediyordum. Daha 2014 yılında oyun yeni duyurulmuş, oyunun 3 parça halinde yayınlanması planlanırken bile ben bu oyunu takip ediyordum. Oynama fırsatını ancak bulabildim, bundan dolayı da ayrıca üzgünüm. Kickstarter sürecini vesaire detaylıca takip ettim, oyunun çıkışı sonrası halini dikkatlice izledim. Yani aslında vaat edilenlerinde, bunların ne kadarının gerçeğe dönüştüğünün de epey farkındayım.

Şunu söyleyebilirim, Kingdom Come: Deliverance (bundan sonra KDC olarak anacağım) tam olarak harika hedefler ve hayaller ile başlayan bir oyunun ve yapımcıların yavaş yavaş gerçeklik ile buluşması, ardından oldukça başarılı yönetilen bir süreç ile oyuncuların buna alışması süreci. Tabi bunda oyunun ilk duyurulduğunda çok ses getirmemesi ve uzun geliştirme süreci esnasında oyuncuların belli şeyleri unutması. İlk duyurulduğunda gerçekçi bir orta çağ yaşantısını bütünüyle kapsama iddiasında olan oyun bugün bakıldığında başarılı ve gerçekçi orta çağ RYO’su olmanın dışında çok ekstrem bir özelliğe sahip değil. Ancak bu söylediklerimden oyunun başarısız olduğu sonucunu çıkarmayın sakın, oyuna ve onu değerlendirmeye şimdi geçeceğiz.

SPOILER

Öncelikle oyunun hikâye ve atmosferinden başlamak gerekir. Oyunumuz 1500’lü yıllarda Bohemya Krallığında geçiyor. Eski kral IV.George’un ölümünün ardından tahta çıkan Wenceslaus zevk ve sefa içine gömülür ve oldukça başarısız bir yönetim sergilemektedir. Ayrıca Lordlar Konseyinden de fazlasıyla rahatsız olan Wenceslaus Onları yanından uzaklaştırmış, yanına ise daha güçsüz olan başka derebeylerini çekmiştir. İşte baş karakterimiz Henry de bu derebeylerinden olan Sir Radzig Kobyla’nın idaresi altında olan Skalitz kentinde yaşamaktadır. Genç bir delikanlı olarak kızlar ve içki ile gününü gün eden Henry bir sabah uyandığında tüm düzeninin bozulacağından habersizdi. Bir demircinin çocuğu olan Henry babasının Sir Radzig için hazırladığı özel kılıca yardım etmekte iken surların ötesinde beliren kocaman ordu ile şok olur. Skalitz çok değerli gümüş madenlerinin üzerinde bulunmaktadır ve Lordlar Konseyi’nin desteğini alan Wenceslaus’un üvey kardeşi Macaristan Kralı Sigismund barbar Kumanlardan devasa bir ordu hazırlamış, Bohemya Krallığını ele geçirmek için Wenceslaus taraftarı derebeylerine saldırmaya başlamıştır. Skalitz ise küçük bir şehridir ve böylesine devasa bir orduya karşı dayanamayacağı açıktır. Henry ne olduğunu anlamadan Sigismund saldırıyı başlatmıştır ancak bir problem vardır. Henry’nin annesi iç surların dışına çıkmış, kasabaya inmiştir. Henry’nin babası eşini kurtarmak için derhal kasabaya koşar ancak orada eşi ile beraber katledilir. Henry elinde Sir Radzig’in emaneti olan değerli bir kılıç ile anne babasının katledilişini izlemiştir. Ardından derhal kaleye koşan Henry kaleye yetişemeden kale kapıları kapatılmış, Henry dışarıda kalmıştır. Muhafızlardan aldığı direktifler doğrultusunda derhal bir ata atlayan Henry yakınlardaki Talmberg kalesine zorlu bir kovalamaca sonucunda varabilmiştir. İşte Henry’nin zorluklar ile dolu hikayesi böylece başlamıştır.

Oyunun hikayesi gerçekten ilgi çekici. İnsan oynarken oyunun içine gömülüyor. Kendisini Henry ile özdeşleştirebilen oyuncular için harika bir hikâye akışı var. Ancak bir sıkıntı var. Oyunun hikayesi ve anlatımı başarılı olsa bile oyunun sonu tatmin edici olmaktan çok uzak. Oyunun hayallerden gerçeğe inme sürecinden bahsederken temelde bunu kastediyordum. Oyun besbelli çok daha uzun olacak şekilde planlanmış. Oyun bittiği ve jenerik girdiğinde “Gerçekten bu kadar mı?” dedirtiyor. Yani şöyle anlatayım oyunun başından beri devam eden ve oyunun amacı olarak düşünebileceğiniz bir görev var “İntikam” adında. Bu görevin temel amacı anne babamızın intikamını almak yani saldırıyı yöneten Mark von Aulitz’i öldürmek ve Sir Radzig’in kılıcını almak. Oyun boyunca bunun için çalışıyor, yaptığımız her şeyde bunu amaçlıyoruz. Bunun için savaşlara katılıyoruz, boss savaşı bile yapıyoruz, ölüp ölüp diriliyoruz. Peki sonuç ne oluyor? Bu görevin bir sonucu yok. Öylece bitiyor ve biz bu görevi bitiremiyoruz. Hiçbir zaman Mark von Aultiz ile karşılaşmıyor, kılıcı ise geri alamıyoruz. Bir mektup iletmek üzere Sir Capon ile yola çıkıyoruz ve oyun bitiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Yani hikâyeyi DLC’ler ile devam ettirseler yine kızar ancak oynardım. Ancak böyle bir şey de yok. DLC’ler alternatif hikayeler üzerinden ilerliyor. Sonuç olarak biz de saatlerimizi bir hiç uğruna harcamış oluyoruz. Oyunun ana hikayesi 50 saat sürecek şekilde planlanmış ancak besbelli bunun aslı 100-150 saatlik bir hikâye çünkü ben daha önce bir görevi bitirmeden tamamlana bir oyun görmemiştim. Bu gerçekten benim siniri bozan bir durum oldu. Oyun konsept, hikâye, atmosfer açısından gerçekten başarılı ancak böyle kötü bir son tüm iyiler üzerinde bir leke olarak duruyor. Umarım devam oyunu yapar ve hikâyeyi toparlar Warhorse Studios.

SPOILER

Hikâyeyi bir kenara bıraktığımızda oyundan bize kalan en önemli öğelerden biri gerçekçilik teması. Yazının başında da belirtmiştim, fantastik ürünleri hiç sevmem. Bu sebeple bu oyunun gerçekçilik teması benim için biçilmiş kaftandı. Oyunun sloganı bile “No Dungeons, No Dragons” idi. Pek çokları bu “aşırı” gerçekçilik temasından rahatsız olsa bile ben bayıldım. Şöyle ki oyun gerçekçiliği sadece tema olarak almıyor, bunu mekaniklere de yediriyor. Örneğin oyunda önemli bir yetenek puanı soyluluk. Giyim kuşamınıza bağlı olarak değişen bu puanda bir başka kıstas ise temizlik elbette. Yani eğer ki karşınızdaki karakterleri soylu duruşunuz ile etkilemek istiyorsanız pahalı kıyafetler giymeli, sık sık hamamlara gitmeli ve temizlenmelisiniz. Yahut oyunda yedi yirmi dört at koşturmak, kahramancılık oynamak, görev tamamlamak mümkün değil. Oyunda bir uyku mekaniğiniz de var. Uykunuz gelince takat seviyeniz düşüyor ve ancak uyuyarak yahut doğru iksiri içerek bunu düzeltebiliyorsunuz. Ancak öyle her yerde uyumak mümkün değil. Uyumak için evinizi kullanabileceğiniz gibi hanlarda yatak da kiralayabilirsiniz. Bir diğer mekanik besin seviyesi. Bu da takat seviyenizi etkileyen bir başka unsur. Belli bir süre yemek yemediğinizde karnınız acıkıyor, takat seviyeniz düşüyor ve hemen yorulur hâle geliyorsunuz. Bunun için avlanıp daha sonra bunları ateşte pişirebileceğiniz gibi hanlarda yahut evinizde de kazanlardan yemek yiyebilirsiniz. Elbette bunun için alışveriş de yapmak mümkün ancak oyun boyunca buna o kadar az ihtiyaç duydum ki.

Oyunda bir ticaret mekaniği de bulunuyor elbette. Oyunda her türlü ürünün alım satımını yapabileceğiniz tüccar bulunduğu gibi belli alanlara yoğunlaşmış esnaf ve tacirler de bulunuyor. Genellikle savaşlarda düşmanları yağmalayarak elde ettiğiniz ürünleri satarak para kazanmak ve bu paralar ile yeni eşyalar almak mümkün. Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir başka şey ürünlerin fiyatı sadece şehirden şehire değil, aynı şehir içindeki farklı esnaflar arasında da değişiyor. Örneğin Sasau’daki iki kasabın fiyatları farklı. Yani bu ticaret mekaniğini dikkatli kullanmak gerek. Ayrıca esnaflar ile tek ilişkimiz bu değil. Eşyalarımız yıprandığında onlara tamir ettirebileceğimiz gibi onlardan ders almak da mümkün. Bu dersler sayesinde yetenek puanlarımızı geliştirebilir ve tamir setleri ile eşyalarımızı kendimiz de tamir edebiliyoruz.

Oyunun en çok eleştiri alan yönü herhalde kayıt sistemi oldu. Kayıt almanın 3 yolu var. Oyunu kaydedip çıkmak, uyumak yahut “Kayıtsızın İçkisi” adındaki iksiri içmek. Bir de görevleri tamamladıkça otomatik olarak kayıt alınıyor ancak bunlar çok da sık değil. Oyunun başında bir miktar Kayıtsızın İçkisi verildiği için bunu pek problem etmedim ancak oyun ilerledikçe bunlara para yetiştiremez hale gelince buna dayanamadım ve mod yükledim. Zaten bu mod oyunun da en popüler modu olmuş durumda.

Dövüş mekanikleri ise çokça tartışıldı. Kimisi beğendi, kimisi çok garip olduğunu söyledi, tahammül edemeyip oyunu bırakanlar bile oldu. Ben ise şunu itiraf etmeliyim, ben bu sistemi çözmeyi koskoca 60 saatte başaramadım. Tamam, 4 yönlü savaş sistemi var ancak kombo nasıl yapılır, başarılı savunmaların üzerine doğru saldırı nasıl yapılır, saldırılarda doğru zamanlama nasıl hiçbir fikrim yok. Oyunu oynadığım uzun saatler boyunca savaş sahnelerinde kaçak dövüştüm durdum. Öncelikle şunu belirteyim, oyun bariz bir şekilde teke tek savaşlar üzerine odaklanmış. Zaten savaşa girdiğinizde karakter doğrudan kitleniyor ve bu düşmana kitlenme-çıkma ve diğer düşmana kitlenme sistemi sıkça sapıtıyor. Özellikle birkaç toplu savaş esnasında oyun fena halde batırdı. Ne olduğu bile anlayamıyordum, ben birine kılıç sallayana kadar o düşman diğer darbelerden dolayı yere yığılıyor, karakter açıkça sapıtıyor, her şey birbirine giriyordu. Ben de bunun için genellikle gizlice gitmeyi, çoklu düşmanlara gece baskını yapıp onları hazırlıksız yakalamayı benimsedim. Çünkü çoklu rakiplere karşı savaşı kazanmak neredeyse imkânsız. Boss gibi birkaç şey de var oyunda. Onlara karşı ise oyunun açıklarını kullandım desem yanlış olmaz. Şunu belirtmek gerek, oyunda ok kullanımı da oldukça zor. Çünkü tüm oyun boyunca ekranın ortasında bulunan nişangah elinize oku alınca kayboluyor ve isabetli atışlar yapmak imkansızlaşıyor. Bunun için de bir mod var ve tabi ki o da en popüler modlardan. Bu mod ile oyunda ok kullanımı ciddi anlamda kolaylaştı. Ben de genellikle güçlü ok-yay kombinasyonu ile doğrudan kafaya vuruşlar yapıp düşmanlarımı kolayca alt ettim. Ayrıca savaştan da mümkün olduğunca kaçındım. Çünkü oyunun savaş mekanikleri gerçekten anlamsız, oldukça önemli bir eksi bu.

Oyunun ortalama büyüklükte bir haritası var. Harita her ne kadar fizikse anlamda çeşitlilik barındırsa da çok ilginç şeyler yok. Genellikle dağ taş, orman ve nehirden oluşuyor harita. Haritayı gezdikçe açıyoruz ve yeni hızlı seyahat noktalarını keşfediyoruz. Bunlar ile seyahat sürelerini oldukça kısaltmak mümkün. Ben oldukça sık kullandım bunu. Ancak elbette bu yolculuklar çok rahat değil. Yolculukta, ister kendiniz yapı isterse hızlı seyahat olsun, farklı düşmanlar ve tuzaklar çıkıyor. Bunlardan kaçıp kurtulmaya çalışmak mümkünken durup savaşmak da başka bir çare. Ben genellikle kaçmaya çalıştım çünkü özellikle başlarda oldukça zorlayıcı düşmanlar ile karşılaşıyorsunuz. Ancak oyunun sonlarına doğru oldukça kolaylaştı bu tarz tuzaklar. Oyunda at kullanımı ise oldukça kolay ve başarılı. Bu noktada beklentilerimin üstüne çıktı. Pek çok oyunun zorlandığı bu mekaniği halledebilirken savaş mekaniklerindeki bu yanlış tercihleri nasıl yaptılar? Şaşırtıcı doğrusu.

Oyunun yetenek geliştirme elementlerine geldiğimizde ise benim hoşuma giden bir yapı var karşımızda. Kazandığımız yetenek puanlarını harcamak yerine doğrudan hangi iş, yetenek ile hemhal olduysak onun geliştiği bir sisteme sahip oyun. Ben genel olarak karar vermekte zorlanan bir insan olduğum için puanları nereye harcayacağımı bir türlü bilemez, karar veremezdim. Bu sistem bunu çözüyor. Oyunda her alan ile alakalı seviyeler varken bir de genel seviye var. Yeteneklerinizin geliştiğini ise yavaş yavaş hissetmek hoş. Başta kılıç tutmayı bilmeyen bir çaylak iken zamanla bu karışık dövüş sisteme rağmen başarılı işler çıkarmanın verdiği tatmin hissi çok ayrı.

Bu bir RYO dolayasıyla bol miktarda konuşma sekansı var. Bu anlarda doğrudan sorular sorarak yeni bilgiler elde edebileceğimiz gibi karşımıza dişli rakipler de gelebiliyor. Onları ikna etmek için ise 3 ayrı yetenek puanı arasından seçim yapmak gerekiyor. Konuşma, soyluluk ve güç puanlarından istediğiniz üzerinden ilerleyerek karşınızdakini sorunuza açık cevaplar vermek için ikna edebiliyorsunuz. Ayrıca oyunda bir itibar sistemi de bulunuyor. Bu da sizin sorularınıza daha kolay cevap almanız yahut ihtiyaç duyduğunuzda kolayca yardım almanız noktasında rol üstleniyor. Örneğin bir kişiden yüksek güç puanına sahip olduğunuzu düşünüyorsunuz ve sorularınıza cevap alamadığınız noktada tehdide başvuruyorsunuz. Bu durumda sorularınıza cevap almış olsanız bile o kişi için itibar puanınız düşüyor ve daha sonra o kişinin yardımına ihtiyaç duyduğunuzda size yardım etmek konusunda isteksiz oluyor. Bu itibar puanını iyileştirmek için o kişilerin yararına olacak yan görevleri tamamlamak da bir yol. Ayrıca tüccarlar ile itibar puanınız ne kadar yüksek olursa o kadar çok indirim yapmaya açık oluyorlar.

Oyunun grafikleri hakkında ise hem olumlu hem olumsuz düşüncelerim var. Öncelikle şunu söyleyeyim, oyunlarda grafikler konusunda takıntılı olan bir insan değilim ancak bir oyunun grafikler noktasında iddiası varsa bu noktada dikkatli olurum. KDC hakkında ise şunu söyleyebilirim, oyunun bazı kısımlarına çok uğraşmışlar; bazı kısımlarını ise öylece bırakmışlar. Örneğin oyunda CGI ile tasarlanmış bol miktarda ara sahne izliyoruz ve gerçekten harika görünüyorlar. Bu tarz AA türünde ve bağımsız bir stüdyo tarafından geliştirilen bir oyunda bu denli başarılı ara sahneler görmek ağzımı açık bıraktı. Ancak oyunun oynanış kısmındaki grafikler için o kadar parlak sözler sarf edemeyeceğim. Hani atmosfer ve çevre grafikleri kabul edilebilir ancak yüz tasarımları ve animasyonları ciddi anlamda berbat. Oyundaki konuşma sekanslarında yüzler rastgele, konuşulan şeyden bağımsız olarak hareket ediyor ve bu da bu tarz bol konuşma içeren Rol Yapma oyununda fazlasıyla göze çarpıyor.

Oyunun çıkışında bol miktarda bug olduğu sıkça belirtilmiş ancak üzerinden geçen sürenin ardından bunlar genel olarak temizlenmiş durumda, bu noktada sıkıntılı bir durumlar çok karşılaşmadım. Sadece çalılar ile ufak problemler var ancak oyun boyunca bu tarz hatalardan şikayetçi olmadım.

Sonuç olarak KDC oynanmasını tavsiye ettiğim, belli başlı eksikleri olsa bile bunların üstünü gerçekçilik konsepti ile başarıyla kapatabilen, kendinizi oyuna kaptıracağınız ve uzun saatler başından kalkmadan oynayacağınız bir oyun. Üzerinden geçen zamanda eksiklerinin kapatılması ve yüklenecek birkaç mod ile uzun ancak dolu saatler geçirebileceğiniz keyifli bir oyun olmuş. Her ne kadar potansiyelini tam olarak kullanamamış, vaat ettiği büyüklüğe erişememiş olsa da bu onun başarılı bir oyun olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

PUAN:83

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close