WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başla

Wes Anderson ve Sineması

Wes Anderson tam adıyla Wesley Wales Anderson1 Mayıs 1969 doğumlu Amerikalı yönetmen, senarist; kısa film, film ve reklam yapımcısı. Reklamcı bir baba ile aslen arkeolog olan ama emlak danışmanlığı yapan bir annenin üç çocuğunun ortancası olarak Houston, Teksas’ta dünyaya geldi. Westchester Lisesi’ni bitirdikten sonra Houston’da özel bir okul olan St. John’s School’a devam etti. Teksas’ta felsefe okurken daha sonra yakın bir arkadaşı ve çoğu filminin Önemli bir oyuncusu olacak Owen Wilson ile tanıştı. Filmlerinin yapımcılığını, senaryo yazarlığını, görüntü yönetmenliğini üstlendiği ve müzik seçimleriyle dahi çok yakından ilgilendiği için auteur[1] kabul edilir. Anderson filmlerinde genel olarak aynı oyunculara ve set çalışanlara yer verir. Örneğin Owen Wilson 6, Bil Murray 7 filminde oynamıştır. Anderson toplam 16 uzun, kısa metrajlı ve reklam filmi yazmış 17 tanesini ise yönetmiştir. Yazdığı 16 filmin tamamını kendisi yönetmiş, yönettiği ancak başkası tarafından yazılan tek filmi Prada: Candy adlı reklam filmidir. Biz bu yazımızda yönettiği 17 filme de bakacağız ve bu olağan üstü yönetmenin ortaya koyduğu işleri inceleyeceğiz.

Filmler

Spoiler!

Yazının kalan kısmı bol miktarda spoiler içermektedir bu yüzden lütfen dikkatli olun.

Genel

Wes Anderson zorlu bir çocukluk geçirmiştir ve bizler bunu filmlerinde rahatlıkla görebiliriz. Anne babası 8 yaşında iken boşanan Anderson filmlerinde genellikle bir aile dramı anlatmayı tercih etmiş, ailevi ilişkiler üzerinde fazlaca durmuştur. Steven Spielberg’in başını çektiği Amerikan ailesi övücüler grubunun aksine Anderson filmlerinde sıkıntılı aile profilleri çizilir. Boşanmanın eşiğine gelmiş anne babalar, küskün kardeşler, depresif çocuklar, otoriter ve kırılgan babalar. Bütün bunlar aslında Wes Anderson’un o zor çocukluğunun bir özetidir.

Anderson çekim teknikleri ile çok ön plana çıkmış bir yönetmendir. Örneğin kendisinin simetri takıntısı onu daima sahne ile kadrajı mükemmel bir şekilde ortalamaya itmiştir. Bunun yanında mektup, roman gibi ürünleri filmlerinde tepeden ve izleyenin de rahatlıkla okuyup inceleyebileceği şekilde göstermesi onun detaylara verdiği önemi ifade etmektedir.

Renk seçimleriyle de tarz sahibi bir yönetmen olan Anderson filmlerinde kullandığı renk paletiyle izleyenleri etkilemiştir. Her filmini belli bir renk şeması üzerine inşa eden Anderson bu seçimleriyle filmin genel duygusunu hissettirmeyi bilmiştir. Genelde pastel tonları tercih eden yönetmen bu sayede filmlerindeki ince hüznü içimize işlemektedir.

Filmleri kronolojik olarak incelemek daha doğru olacaktır.

Bottle Rocket (Kısa/1994)

Anderson’un ilk yönetmenlik deneyimi olan film 13 dakika ve Komedi-Suç tarzındadır. Owen Wilson ve Wes Anderson filme yeterli bütçeyi bulamadıkları için siyah beyaz olarak çekmek zorunda kalmışlardır. Başta uzun metraj olarak düşünülse bile maddi imkansızlıklar yüzünden kısa filme dönüştürülmüştür. 3 hırsız arkadaşın bir kitapçıyı soymalarını konu alan film Anderson sinemasının ne kadar geliştiğini anlamak izlenmesi gereken filmlerden. Tarzını basitçe filme yansıtan Anderson başarılı bir iş çıkarmış.

Bottle Rocket (1996)

1 saat 31 dakika uzunluğundaki film1994 yılındaki filmin başta düşünülmüş uzun halidir. O film ile yapımcıları etkilemeyi başaran Anderson ve Wilson Aldıkları bütçe ile bu filmi çekmişlerdir. Film Anthony’nin bir akıl hastanesinden kaçması ile başlıyor. Ardından ise hayalperest Dignan ve Bob ile buluşup aynı kısa versiyondaki gibi bir kitapçıyı soyuyorlar. Oradan kaçarken kaldıkları bir motelde Anthony Inez isimli bir kıza aşık oluyor. Bob ise onları terkediyor. Oradan ayrılırken Anthony’nin Inez’e 500 dolar bahşiş bıraktığını öğrenen Dignan kavga edip ayrılıyor. Ardından tekrar Bob ile buluşan Anthony yeni işlere başlayıp namusuyla para kazırken Dignan gelip yeniden onları buluyor. Bu sefer ise Daha büyük bir işe girişen ekip bir soğuk hava deposunu soyarken pek çok aksilik çıkıyor. Onların soygunda olduğunu bilen biri evdeki tüm eşyaları alıp götürüyor. Çıktıktan sonra ise arkadaşlarından birini kurtarmak için içeri geri giren Dignan polisler tarafından yakalanıyor. Hayalperest arkadaşların bu hikayesi dostluğu çok iyi anlatıyor. Başlarına gelen her şeye rağmen dostluklarını bozmadan devam eden arkadaşların hikayesi Wes Anderson’un o normalde üzücü olan şeyleri nasıl absürt bir noktaya götürebileceğini gösteriyor.

Rushmore (1998)

1 saat 33 dakika uzunluğundaki film komedi-dram türünde. Filmde okulunda (Rushmore) her alanda oldukça aktif olan Max Fischer’ın Oxford’a yapmış olduğu başvurunun reddedilmesi ile dersleri alanındaki eksikliğini fark etmesi ve Rushmore’da anaokulu öğretmenliği yapmakta olan Rosemary Cross’a aşık olması ekseninde ilerlemektedir. Diğer Wes Anderson filmleri gibi bu filmde yasak aşklar içermektedir. Bu aşk yüzünden okuldan atılan Max her şeye rağmen yeni bir oyun yazıp ödüllü bir yazar olabilmiştir. Bu film aynı zamanda az da olsa Wes Anderson’un kendisini anlatmaktadır. Bir annenin yokluğu Max’ı farklı hobilere ve zaman geçirici aktivitelere itmiştir. Aslında filmde aşk olarak işlenen şey ise bu anne varlığını doldurmaya yönelik bir şeydir. Çünkü Rosemary Cross dul bir kadındır ve Max 15 yaşındadır Sonuçta annelik küçük yaştan itibaren çocuk için kadın figürüdür ve burada buna sahip olmayan Max Rosemary Cross’u kullanarak bu eksikliği doldurmaya çalışmaktadır.

The Royal Tenenbaums (2001)

1 saat 50 dakika uzunluğundaki film komedi-dram türündedir. Özgün senaryo dalında Oscar’a aday olan film Anderson’un tarzını en net ortaya koyduğu filmlerden biridir. Film biri evlatlık 3 dahi kardeşin anne ve babalarının ayrılmalarından sonra yetişmelerinin onları ne hale getirdiğini anlatıyor. Bu boşanma yasal bir boşanma olmamasına rağmen çocukların düştükleri durumlar ile
Anderson kendi hayatını burada anlatıyor. Chas finans alanında başarılı, evlatlık Margot ödüllü bir oyun yazarı, Richie ise şampiyon bir tenisçidir. 22 yıl sonra ise bu olayın psikolojik sonuçları sebebiyle Richie 26 yaşında başarısız bir maçla tenisi bırakmış, Margot yaşlı bir adamla evli, 7 yıldır tek bir piyes bile tamamlayamamış ve Chas paranoyak bir baba haline gelmiştir. Baba borç içinde yüzer halde iken eski eşine 6 hafta içinde öleceğini söyleyerek aileyi yeniden bir araya getirmek ister. Ancak başarısız olur fakat Richie’nin intihar girişimi tüm aileyi bir araya getirir. Bu olaydan sonra anne ve baba gerçekten boşanır ve anne farklı bir adamla evlenir fakat bunun öncesindeki kısa birliktelik tüm aileyi yeninden canlandırır. Margot’un yeni oyunu sahnelenir, Richie tenis koçluğuna başlar ve Chas küs olduğu babasıyla barışır. Tüm bu olaylar Anderson’un yokluğunu hep hissettiği ailenin önemini ve gücünü bize anlatmaktadır.

The Life Aquatic with Steve Zissou (2004)

1 saat 59 dakika uzunluğundaki film Macera-Komedi-Dram türündedir. Steve Zissou bir sualtı araştırmacısı ve belgeselcisidir. Çektiği son belgeselde ortağı Esteban bir köpekbalığı tarafından yenmiştir. Şimdiki hedefi ekibe yeni aldığı Ned ve hayat hikayesini yazan gazeteci Jane ile o köpekbalığını bulup öldürmektir. Ayrıca bu onun son macerası olacaktır. Ancak yolculuk esnasında kendisine ait adada eşi tarafından terkedilmiştir. Ancak o ne olursa olsun yoluna devam edecektir. Ancak yolda teknesi deniz korsanları tarından basılmış ve tüm ekibiyle beraber rehin alınmıştır. Ancak büyük bir kahramanlık göstererek herkesi kurtarmıştır. Fakat korsanlar kaçarken ekipten bir kişiyi daha yanlarında götürmüşlerdir. Steve ise geri gidip onu kurtarmıştır fakat bu esnada gemideki herkes ile arasını bozmuştur. Yardım istediği eşi ise onun bu isteğini kabul etmemiştir. Ve daha sonrasında ekibinden Ned’i kaybetmiştir. Ancak hayalperestliği bir kenara bırakmış ve bu sefer gidip dostlarını geri kazanmış ve gerçekleri yansıttığı bu belgeseli son zamanlarda yaptığı en başarılı işlerden biri olmuştur. Bunu yapmasında en önemli pay sahibi dostları yani çalışanlarıdır. Ve belki de daha önemlisi kayıp oğlu Ned’dir. Çünkü Ned bize bir olan ailenin ve dostların neler yapabileceğini göstermiştir.

American Express: My Life. My Card. (Reklam/2006)

Bu reklam filmi American Express için çekilmiştir ve Wes Anderson’un oynadığı tek film olma özelliği taşır bunun dışında 2 filminde seslendirme yapmıştır. Filmde basitçe nasıl film yaptığını anlatan Anderson bunlara yardımcı olan en önemli şeylerden birinin American Express kredi kartı olduğunu söylüyor. 2 dakika uzunluğundaki filmde Anderson’un filmlerinden tanıdığımız isimlerde bulunuyor.

The Darjeeling Limited (2007)

1 saat 31 dakika uzunluğunda olan film Macera-Komedi-Dram türünde. Araları pek iyi olmayan ve oldukça farklı karakterdeki 3 kardeşin babalarının ölüm haberinin ardından tekrar bir araya gelmek amacıyla Hindistan’da uzun ve huzurlu bir tren yolculuğuna çıkmalarını anlatan film kardeşlerden birinin koşarak trene yetişmesi ile başlıyor. Ardından uzun bir süre görüşmedikleri için kısa bir geçmiş sohbeti yapıyorlar. Ardından Hindistan sokaklarında gezip tarihi yerleri ziyaret ediyorlar ve tekrar yollarına devam ediyorlar. Ardından devam ederken bir çölün ortasında tren bozuluyor ve bir dağın tepesine çıktıklarında 2 küçük kardeş annelerinin rahibe olduğunu ve bu gezinin en temel amaçlarından birinin onu ziyaret etmek olduğunu öğreniyorlar. Tabi burada aile ilişkilerinin kopuk olmasının nelere yol açabileceğini görüyoruz. Çünkü çocuklarını görmek istemeyen bir anne ve annelerinin ne yaptığını dahi bilmeyen evlatlar. Wes Anderson acı aile tabloları çizerken bir yandan bizi güldürmeyi çok seviyor. Ardından trende taşkınlık çıkardıkları için trenden atılıyorlar. Ardından kendileri ile yüzleşiyorlar. Kardeşlerin farklı karakterleri burada oldukça göze çarpıyor. Ardından nehirde boğulmakta olan çocuklar görüyorlar ve hemen onları kurtarmaya çalışıyorlar ancak ne yazık ki çocuklardan biri ölüyor. Çocuğu evine götürdüklerinde ise çocuk hayatını kaybetmiş olmasına rağmen büyük hürmetle ağırlanıyorlar. Burada gösterilen çabanın önemli olduğunu sonucun ise nispeten arka planda kaldığını söylüyor Anderson. Ardından uzun bir yolculukla annelerinin yanına gidiyorlar. Anneleriyle oldukça kısa bir süre geçirdikten sonra anneleri onları terkediyor. Ve geri dönerken şunu farkediyorlar bu anlamsız soğukluğu bir kenara bırakmanın, yeniden kardeş olmanın vakti gelmiş.

Hotel Chevalier (Kısa/2007)

The Darjeeling Limited’ın hemen öncesinde en küçük kardeşin yaşadıklarını anlatan 13 dakika uzunluğundaki kısa film Romantik-Dram türünde. En küçük kardeşin Paris’te bir otel odasında depresif bir hayat yaşarken gelen kim olduğunu bilmediğimiz bir kadın ile kardeşin yaşadığı anları izliyoruz. Uzun filme basit bir giriş niteliğinde olan film uzun film ile aynı günde çıkmıştır ve filmdeki bazı sahneleri anlamdırmamıza yardımcı oluyor. Genel olarak diyalog üzerine kurulu olan film tek bir odada geçiyor. Ancak tamamlayıcı olarak yapılsa dahi akıllarda bazı soru işaretleri bırakıyor ve her şeyi tam olarak yerli yerine oturtmuyor.

Fantastic Mr. Fox (2009)

1 saat 27 dakika uzunluğundaki Animasyon film Macera-Komedi türünde. Film Roald Dahl’ın aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Film eski bir hırsız olan Mr. Fox’un ailesini daha iyi hayat koşullarında yaşatmak için yeni bir yere taşınması ile başlar. Ancak bu yeni evin hem ödemesi zor hem de karşısında Walt Boggis, tavuk, Bunce, ördek ve kaz, ve Bean, hindi ve elma, yetiştiricileri bulunmaktadır ki bunlar tilki türü için çok tehlikelidir. Ancak her şeye rağmen yeni eve taşınırlar bu arada Kuzen Kristofferson da ziyarete gelmiştir. Tabi bu da evin tek çocuğu Ash’in onu kıskanmasına sebep olmuştur çünkü kuzen ondan her alanda daha başarılıdır. Ardından Mr. Fox bu çiftlikleri soymaya karar verir. Biraz ses çıkararak da olsa Boggis’in çiftliğini başarıyla soyar ve tavukları eve getirir. Ardından Bunce’ın füme et imalathanesinin de başarıyla soyar. Bu sırada eşi de olanlardan şüphelenmektedir fakat bir şey söylemez. Ancak Bean’ın elma sularını çalacakken depodaki koruma fareye yakalanırlar. Onu bir şekilde alt ettikten sonra zor da olsa kaçmayı başarırlar. Ancak 3 çiftlik sahibi artık olanların farkına varmıştır ve toplanıp konuşurlar. Eşi ise her şeyi anlamıştır. Başka bir gün soyguna çıktıklarında 3 sahip tarafından pusuya düşürülür ve kuyruğu koparılır. Sahipler önce kazma ve küreklerle ardından ise iş makineleri ile toprağı kazarak tilki evine ulaşmaya çalışır ancak tilkiler bütün hızları ile yerin dibine doğru kazarlar. Orada köstebek ailesi ile karşılaşırlar. Ve hep beraber depoların altına tüneller kazarak oradan çaldıkları ile beslenirler. Ardından bir ziyafet esnasında çocuklar babanın kopan kuyruğunu almaya çıktıklarında kuzen yakalanır ve bulundukları tüneli de su basar. Ancak hep beraber bu durumdan kurtulurlar ayrıca kuzeni de bir şekilde kaçırmayı başarırlar. Ve bir süpermarkete gelirler kazdıkları tüneller ile ve oradan istediklerini alırlar. Film kendine has çok hoş bir animasyon stiline sahip. Ayrıca karakterler hayvan olsa dahi bir insan gibi oturaklı kişiliklere sahip keza kötüler çok akılda kalıcı. Wes Anderson bu filminde diğerlerinden olduğu gibi ailenin gücünü ve aile içi kırgınlıkların nasıl aşılabileceğini, ailesel iletişimsizliğin sonuçlarının ne olacağını akıcı bir şekilde anlatmış.

Moonrise Kingdom (2012)

1 saat 34 dakika uzunluğundaki film Macera-Komedi-Dram türünde. Film bazı kesimler tarafından pedofili ile suçlanmıştır. Ki bunda çok haksız olduklarını söylemek zor çünkü filmin bazı sahneleri gerçekten aşırı cinsellik içermekte. Bu film çekildiğinde başrol oyuncuları olan çocukların henüz 15 yaşında olduğu düşünüldüğünde bu sahneler fazla müstehcen oluşu ile tepki çekmekte gerçekten çok haklılar. Açıkçası film renk seçimleri, senaryo içerisinde karakterlerin gelişimi gibi konularda gerçekten çok başarılı. 1965 yılında geçen film gerçekten o dönemi çok iyi yansıtmakta hatta eleştirilen sahneleri ile çünkü bu dönem bütün dünyada değişimin çok hızlı olduğu nahoş içeriğin hızlıca normalleştiği bir dönemdir. Film genel olarak anne babasını kısa süre önce kaybetmiş ve bir çiftliğe evlatlık olarak verilmiş olan yaz aylarında ise izcilik ile uğraşan (Khaki İzcileri) Sam Shakusky ile babası annesi ve kendisinden küçük 3 erkek kardeşi ile adanın diğer tarafında yaşamakta olan Suzy Bishop’un kilisede sergilenen bir oyun esnasında tanışıp uzun süre mektuplaşmasının ardından bir gün kaçmaya karar vermeleri ekseninde New Penzance isimli adada geçmektedir. Çocuklar kaçtıktan sonra aile, izciler ve polisin yardımlaşması ile bulunurlar. Ardından kız mutsuz bir şekilde evine döner, oğlan ise büyük ihtimalle yetimhaneye gönderilecektir. Bunu öğrenen izcilik arkadaşları kız ile oğlanı bir araya getirmeye karar verirler ve kızı evinden kaçırırlar. Ardından oğlanı da alarak kaçarlar. Onların olmadığını fark eden izci başı merkez kampa telgraf çeker. Bu sırada kaçaklar ana merkeze gider ve orada bulunan Kuzen Ben’e giderler. Orada sade bir törenle evlenirler ve Kuzen Ben onları bir sandal yardımıyla götürecekken bir şeyi almak için geri dönen Shakusky yakalanır ve kaçmaya çalışırken koca birlik peşinde düşer. Ancak bastıran yağmur nedeniyle oğlana yıldırım çarpar ve tüm bölüğün bulunduğu alan yıkılır. Herkes bir kiliseye sığınır. Oğlan ve kız ise kilisenin çatısındadır. Polis memuru onları kurtarır ve oğlanı evlat edinir. Ve ailesinin izniyle kız ve oğlan görüşmeye başlarlar. Filme baktığımızda çok karakteristik bir Wes Anderson filmi olduğunu görürüz. Hem simetri hem de üstten çekim tekniğinin bolca kullanıldığı bir filmdir. Bunun yanında anne babanın sıkı bir ilişkilerinin olmayışı ve ailenin fazlasıyla kopuk olması, oğlanın tüm ailesini kaybetmiş ve evlatlık olması kısacası tüm senaryo ve hikâye anlatışıyla bakın işte Wes Anderson filmi böyle bir şey denebilecek bir eser.

Moonrise Kingdom: Animated Book Short (Kısa/2012)

5 dakika uzunluğundaki film Komedi türünde. Film bize Suzy Bishop’un çantasında taşıdığı 6 favori kitabından film esnasında okuduğu paragrafların bir animasyon canlandırması şeklinde. Filmdeki anlatıcı bize kitapları tanıtıyor ve ardından bizler paragrafları Suzy’nin sesinden dinlerken bir yandan animasyonları izliyoruz. Açıkçası oldukça hoş düşünülmüş bir ayrıntı. Bu tarz ufak detayları düşünmek Wes Anderson’un işi ve onu büyük yönetmen yapan yegâne şeylerden bir ufak detaylara verdiği önem. Ancak kitaplar gerçek değil ve Anderson tarafından film adına yazılmış ufak hikâye paragrafları. Keşke gerçek olsaydı.

Cousin Ben Troop Screening with Jason Schwartzman (Kısa/2012)

2 dakika uzunluğundaki film Komedi türünde. Filmden tanıdığımız Kuzen Ben’in izci kampında izcilere bir film çadırı kurarak filmi izletmesini konu alan film yine zekice düşünülmüş bir pazarlama stratejisi. Wes Anderson filmini desteklemek için 2 adet kısa film çekmiş ki bu filmler bize pazarlamanın bile nasıl sanatsal bir şekile sokulabileceğini gösteriyor.

Prada: Candy (Reklam/2013)

3 dakika uzunluğunda, aslen bir parfüm reklamı olan film Anderson’un yönettiği ancak başkası tarafından yazılan tek ürünü. Film’in dili Fransızca ve Anderson’un belli bir film anlayışını taşısa bile o kadar da başarılı değil. Renk seçimleriyle şaşırtmayan filme pembe tonlar hâkim. Konusu ise basitçe iki yakın dostun bir kıza âşık olması. Ancak senaryo bakımından oldukça bütünlüksüz. Anderson’un daha kısa sürelerde nasıl tam hikayeler anlattığını bilenleri hayal kırıklığına uğratır cinsten.

Castello Cavalcanti (Kısa/2013)

Bir önceki reklam filminin sahibi olan firma tarafından finanse edilen film 8 dakika uzunluğunda ve Komedi türünde. Film 1955 yılında İtalya’da bir yarışta geçiyor. Yarış esnasında aracı kaza yapan yarışmacı bir İtalyan kasabası olan Castello Cavalcanti’ye geliyor. Ve oranın aslında atalarının yaşadığı kasaba olduğunu fark ediyor. Ve orada biraz zaman geçirmeye karar veriyor. Açıkçası küçük ve şirin bir kısa film olan Castello Cavalcanti bize 8 dakikalık ufak, hoş bir hikâye anlatıyor.

The Grand Budapest Hotel (2014)

1 saat 39 dakika uzunluğundaki film Macera-Komedi-Dram türünde. Stefan Zweig’in notlarından esinlenilmiş film genç bir kızın yaşlı bir yazar anısına yapılmış anıta yaklaşarak 1968 Büyük Budapeşte Oteline yapmış olduğu ziyareti anlatan kitabı okumaya başlamasıyla açılır. Hikâye yazarın Alp Dağlarının eteğinde bulunan Zubrowka Cumhuriyeti’nin savaştan sonra içinde bulunduğu yoksulluğu anlatarak başlar. Eskiden bolca ziyaretçiye ve ihtişamlı bir görünüme sahip olan Otel şimdi harap haldedir ve ziyaretçileri çok azalmıştır. Bir gün yazar hamamda otelin sahibi Zero Mustafa ile karşılaşır ve ondan hikayesinin anlatmasını rica eder. Mustafa bir yemekte anlatmaya başlar.

1932 yılında Mustafa bir lobi görevlisidir ve deneme amaçlı işe alınmıştır. Ardından 1 ay sonra mülakatla otelin yöneticisi Mösyö Gustave’nin yardımcısı ve çırağı, Mösyö Gustave de onun danışmanı ve koruyucusu olmuştur.  Ardından ikili Gustave’nin özel müşterilerinden ve dostlarından biri olan hanımefendinin ölümü üzerine cenazeye giderler. Ve orada hanımefendinin Mösyö’ye bir servet değerinde olan Elmalı Oğlan tablosunu bıraktığını öğrenirler. Ancak diğer aile üyeleri tabloyu ona vermek istemezler bunu üstüne ikili tabloyu kaçırır. Ardından Mösyö Gustave yaşlı hanımefendiyi öldürmek suçundan tutuklanır. Orada tutuklu olarak yemek dağıtmak işiyle ilgilenirken kaçmaya çalışan bir ekibe dahil olur. Bu sırada dışarda pastacı kıza âşık olan Mustafa onlara kaçmaları için yardımcı aletleri kız ile beraber pastanın içine saklayarak gönderir. Ayrıca vasiyetin avukatı aynı zamanda otelin denetçisi olan Vekil Kovacs kiralık katil Jopling tarafından oğul ve kız kardeşlerin hain planına uymadığı için öldürülmüştür. Bu sırada ekip bir şekilde kaçmayı başarmıştır ve yollarını ayırmıştır. Ancak Mustafa ve Gustave aranmaktadır. Gustave’nin dostları yardımıyla gizli bir saklanma yerine doğru yola çıkarlar. Alplerin tepesinde bir kiliseye ulaşırlar ve orada hanımefendinin suikasta kurban gitmesi halinde geçerli olacak ikinci bir vasiyetname hazırladığını öğrenirler. Ancak onlara bunu anlatan adam da Jopling tarafından öldürülür. Jopling kaçar ve onlar da peşinden giderler. Onu yakalarlar ancak Gustave bir uçurumun kenarında zorlukla tutunurken Mustafa kara saplanmıştır. Jopling tam Gustave’ı vahşice katledecek iken Mustafa onu aşağı atar ve Gustave’ı kurtarır. Başarıyla Otel’e ulaştıklarında savaş çıktığını ve Büyük Budapeşte Oteli’nin rütbelilerin karargâhı haline geldiğini görürler. Pastacı kız ikramlar sayesinde içeri girip tabloyu alacaktır ve onlarda kaçacaktır ama pastacı kız tam çıkarken bir rütbeli olan hanımefendinin oğluna yakalanır. Kaçışma esnasında Mösyö ve Gustave olaya dahil olur. Ancak çatışma çıkar ve polis herkesi tutuklar. Tablonun arkasında ikinci vasiyet vardır ve hanımefendi pek çok büyük girişimi ile beraber Büyük Budapeşte Otelini Mösyö Gustave’a bırakır. Gustave suçsuz bulunur ve her şeyin sahibi olur. Ardından ise veliahtı olarak Zero Mustafa’yı görevlendirir. Mustafa ve pastacı kız evlenir. Bir gün üçü birlikte seyahat ederken Mösyö Mustafa’nın vize sorunu yüzünden tutuklanır ve bir daha ortalarda gözükmez. Böylece tüm malları Mustafa’ya kalır. Otel geçen uzun sürede kamu malı haline gelir ancak Mustafa bu masraflı ve kar etmeyen otele bir servet parası ödeyerek sahip olur. Filme genel olarak pembe tonlar hâkim özellikle otele. Karakterlere baktığımızda ise hem Mustafa’nın hem de Mösyö’nün bir ailesi olmadığını görüyoruz. Mustafa tüm ailesini genç yaşta kaybetmiş, evlendiği eşi ve oğlu ise iki yıl içinde Prusya Gribinden ölmüştür. Mösyö’nün ise doğruca bir ailesi bulunmamaktadır ve gördüğümüz kısımda kendini tamamıyla otele adamıştır. Hanımefendi ve ailesinin ilişkisi ise tamamen bir çıkar ilişkisidir. Wes Anderson bizi şaşırtmayarak sorunlu aile bireylerini bir araya toplamıştır. Oldukça akıcı olan filmi bir solukta izleyeceğinize inanıyorum.

Come Together: A Fashion Picture in Motion (Kısa/2016)

 4 dakika uzunluğundaki film Komedi türünde. Ünlü bir giyim markasının yılbaşı için yaptırdığı film bir tren yolculuğunda ayrı bireylerin toplanıp sıcak bir ortam oluşturmalarını anlatıyor. Açıkçası kendisinin genel tarzıyla olan bu reklam filminden çok fazla bahsetmeye gerek yok.

Isle of Dogs (2018)

1 saat 41 dakika uzunluğundaki animasyon film Macera-Komedi türünde. Film 20 yıl sonra Japonya’da köpeklerin toplanarak bir adaya atılması ve köpeğini aramaya gelen çocuğun köpeklerle geçirdiği macerayı anlatıyor. Anderson’un diğer filmlerine göre çok daha karanlık bir havaya sahip gibi gözüküyor. Anderson’un diğer filmlerindekilerin aksine bu filme siyah-gri tonlar hâkim gibi. Esas oğlanımızın 12 yaşında olması itibariyle ailesi ile olan ilişkisine dokunacağımız aşikâr. Film geniş seslendirmen kadrosu ile de oldukça dikkat çekici.

Bitiriş

Wes Anderson günümüz bağımsız sinemasının en önemli yönetmenlerinden. Her filmi içinde yaşamak istenilecek dünyalara sahip. Oluşturduğu her hikâye oldukça ilgi çekici ve kendine bağlayıcı. Zaten bu yüzden o büyük yönetmen. Umarız daha çok film çeker. Henüz 48 yaşında ve kendisinden daha çok film bekliyoruz.


[1] Auteur: Fransız ekolünde ortaya çıkmış kendine ait bir tarzı ve bakış açısı olan yönetmenlere denir.

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close