WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın

Görsel Estetiğin Doruğu: Columbus

Ben, izlediği filmlerin etkisinden çıkamayan biriyim. Belki fazla yapmacık gelecek ancak bir film izlediğimde bir süre filmin içinde yaşarım. Bağım, yalnızca filmin hikayesi ve karakterleriyle sınırlı da kalmaz üstelik. Özellikle filmin görsel atmosferi içerisine hapsolurum ve bir süre de kopamam. Sanki filmin görselliğini gerçek dünyada deneyim ediyormuşum gibi hissederim. Bununla birlikte asla filmin kendisi dışındaki şeylerle bir bağ kurmam. Oyuncuymuş, yönetmenmiş falan bunlar benim için daima ikinci plandadır. Bir yönetmeni çok sevebilirim, onun her filmini izlemek konusunda çok büyük bir istek de duyabilirim. Ancak bu durum asla izlediğim filmleri benim için daha değerli bir hâle getirmez. En fazla daha merakımı büyüten bir unsur olabilir, o kadar. Ancak Columbus’un, daha doğrusu Kogonada’nın bende sahip olduğu yer, herhangi bir yönetmenin sahip olabileceği bir yer değil. Benim sinemayla ilişkimde Kogonada baş köşelerden birine kurulmuş oturuyor. Vimeo’da yaptığı 2-3 dakikalık videolarla küçük bir ortaokul öğrencisine, hem de sinemadan anlamadığı yetmezmiş gibi hiç de hazzetmeyen bir sinema öğrencisine sinemayı sevdirebilmiş, görselliğin değerini anlamasını sağlayabilmiş birisi Kogonada. Hâl böyle olunca Columbus’u izlemek benim için başka pek çok filmin sahip olamayacağı bir öneme sahipti. İzledim, ve incelemenin de boynumun borcu olduğunu düşünüp yazmanın başına koyuldum.

Görsel estetiği hayatımızın baş köşesine koymamız gerektiğine inananlardanım. Görsel olanı algılayabilmek, Allah’ın bize bahşettiği en değerli özelliklerden biri ve bunu son raddesine kadar kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda yaşam mekanlarımızın tasarımında da seçici davranmamız gerek. Bu sebeple, yani biraz da şahsi hayatıma dönük bir gerekçeyle mimariye büyük bir ilgi besliyorum. İyi bir ortamda, görsel olarak tatmin edici bir evde yaşamanın baş koşulu mimariden anlamaksa, zira bir başkasının tasarladığı evde yaşamak bir deneyimden, bir duygudan vazgeçmektir, ben de en azından kendi yaşamım için az da olsa mimariden anlamaya çalışırım. Columbus da mimariye bana benzer bir bakış açısından bakan Casey’nin hikâyesi. Kendi şahsi deneyimlerinden yola çıkarak mimariyle bir bağ kuran Casey, daha sonra bu alanda okuyarak kendini geliştirmeye çalışmış genç bir kütüphane çalışanı. Amerika’nın modernist mimariyle bezenmiş kenti Columbus’da yaşayan, bu bakımdan da pek bir şanslı sayılabilecek Casey, mimariye olan ilgisinin yanında sıkıntılı aile geçmişiyle de hayatında pek çok şeyi dengelemeye çalışan bir karakter. Casey’nin Jin’le tanışması üzerinden hikayesini kuran Columbus, konusu olarak görsel estetikle yakından ilgili olması bir yana, Kogonada gibi sinemada görsel üslup üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir ismin yönetmenliğini yapması itibariyle de görüntü anlamında merak uyandıran bir film.

Amerikan Bağımsız Sineması’nın, ülkedeki o ufak hayatlara odaklanan yapısını çok severim. Hollywood’un memleketi olarak her daim büyük anlatıların yuvası olan Amerika Birleşik Devletleri’nde aslında bizim gibi sıradan sayılabilecek insanların yaşadığını bize göstermesi bakımından bu akıma bağlı yönetmenlerin büyük bir iş yaptıklarını düşünüyorum. Casey de Amerika’daki standart yaşamlardan biri. Psikolojik sıkıntılar yaşamışım bir “single-mom”ın çocuğu olarak annesiyle arkadaş-bakıcı arası bir ilişkiye sahip olan, liseden sonra okumayı tercih etmemiş bir kütüphane çalışanı. Çizginin dışından, hayatın içinden bir hikâye. Bu bakımdan Columbus’un temel itibariyle bana hitap ettiğini söyleyebilirim. Ancak hikâyenin temeli güzel olsa da gelişimi aynı tadı vermekten son derece uzak. Birbirini izleyen tesadüfler, bu kadar da olmaz diyor. Hayat, tesadüflerle büyük orada ilintilidir, evet. Ancak bu hayatımızda her şeyin “yok artık” dedirtecek bir tesadüf zinciriyle işlediği anlamına gelmiyor. İşin doğrusu Columbus da izlerken “yok artık” dedirtmiyor, ancak dikkatli bakmazsanız. Hikâye üzerine biraz olsun düşündüğünüzde tüm bir olay örgüsünün aslında aşırı denk gelmelere bağlı olduğunu görmek mümkün. Bunu tolere etsek bile bu sefer de hikâyenin gelişimindeki kopukluklar göze batıyor. Hikâyenin adeta oradan oraya zıpladığını söyleyebiliriz. Olaylar, belli bir çizgiyi izliyor evet. Ancak bu çizgiyi olması gerektiği gibi takip etmiyor. Olayların gelişimi pek çok noktada şaşırtıcı bir hızla olurken bazen de işler aşırı yavaş ilerliyormuş gibi hissettiriyor. Yani film, olması gereken uzunluğundan 45-60 dakika arasında daha kısa gibi duruyor zira olayların gelişimi arada bazı boşluklar olduğunu çok net bir şekilde hissettiriyor. Bu açılardan bakıldığından Columbus’un hayli güzel bir senaryo fikrini uygulamakta yavan kaldığını söyleyebiliriz. Bu yavanlık, filmi izlerken göze çarpmıyor kesinlikle ancak 5 dakika durup düşündüğünüzde de sıkıntılar olduğunu görmemeniz imkânsız.

Filmin şüphesiz en ön plana çıkan kısmı görselliği. Kogonada, yaptığı kolajların ve sinemada görsel estetiğe dair verdiği emeklerin karşılığını almış dersek, az bile demiş oluruz. Konusu itibariyle görselliğin ön planda olduğu bir filmde, hele de modernist mimari gibi sterilizasyonun üst düzeyde olduğu bir mimari üslubun ana omurgasını oluşturduğu bir filmde içeriğe yaraşır bir görsel dil oluşturmak hayli zorlayıcı bir görev. Kogonada, bu görevin hakkını sonuna kadar vermiş diyebiliriz. Modernist mimarinin son derece steril, abartılı kaçabilecek kadar sade ve keskin yapısının sinema dilinde karşılığını Kogonada Wes Andersonvari bir simetri anlayışı, hareketsiz kamerayla alınan geniş planlar ve iç mekânda derinliğe verdiği önemle göstermiş. Kameranın kullanımına dair bu tercihler, modernist mimariye ait eserlerin gösterildiği sahnelerde izleyicide oluşan duygunun film boyunca devam etmesine olanak sağlamış. Bu bağlamda son derece güç bir işi başarmış olan Kogonada, renkler konusunda da daima doğru tercihlerde bulunmuş. Sahnelerin hepsine renk uyumu o denli üst düzeyde ki tüm film adeta güzel yapılmış tablolara bakıyormuş hissiyatı veriyor izleyicisine. Yine bu açıdan da Kogonada’nın zor olanı başardığını söylemek mümkün. Yaptıklarıyla benim görsel estetik, özellikle de sinemada görselliğin sahip olduğu konum hakkındaki fikirlerimde iz bırakabilmiş bir isim olarak Kogonada ondan beklentilerimi kesinlikle ama kesinlikle boşa çıkarmamış.

Film, şayet ki güzel görüntülerin bir birleşiminden yahut ekrana dökülmüş bir senaryo metninden oluşmayacaksa onu hayata -her manada- dökecek oyunculara ihtiyaç duyar. Bununla birlikte iyi oyunculuk nedir, bunun da ben muğlak olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa sinema gerçeklikle bağını sürekli koruması gereken bir sanat dalı olarak gerçeklikten uzaklaştıkça değerini ve kalitesini kaybeder. Oyuncuları da bu bakış açısıyla değerlendirmeyi tercih ediyorum. Bana göre bir oyuncunun iyi ya da kötü olmasını belirleyen başlıca etmen onun ne kadar gerçekçi olduğudur. Columbus’un bu konuda herhangi bir sıkıntı yaşamadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. İki başrol oyuncusu da o kadar iyi iş çıkarmışlar ki senaryodaki kopuklukların yarattığı rahatsızlık haricinde hiçbir zaman filmin gerçekliğinden şüphe duymadım. Özellikle Casey karakterini canlandıran Haley Lu Richardson’un duru oyunculuğu, film boyunca izleyiciyi filmde tutmak için tek başına yeterli olabilecek kadar üst düzey.

Temeli güzel ancak işlenişte sıkıntılar olan bir hikâye, tatmin edici bir görsellik ve iyi oyunculukların bir araya geldiği bir film, izlenesi bir filmdir denilebilir. Belki biraz duygusal faktörler de işin içine girerse, filmin yönetmeninin Kogonada olması gibi, film kesinlikle izlenmelidir bile denilebilir. Benim yorumlarım gayet açık, duygusal olup olmamaya siz karar verin.

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close