WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın

Kitsch Kavramı Üzerinden Bir Türk Sineması Eleştirisi

“Kitsch”, günümüzün en popüler kavramlarından biri. Resimden edebiyata, heykelden mimariye kadar yoğun biçimde kullanılan bu kavram aslında yeni ortaya çıkmış değil. Var olan bir tarzın aşağı bir kopyasını sınıflandırmak için kullanılan Almanca bir ifade olan kitsch, aslında sanatçıların tarih boyunca kopmaya çalıştığı, ‘sanatçı görünümlü’lerin ise kısa süreliğine şöhret ve para kazandıracak yegâne araç olarak gördükleri bir yolun adı. İşte “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” de Türk Sinemasının “büyük buhranı” üzerinden yaratıcılık kavramını, sanat-psikoloji-gurur üçgeni ve kendini kanıtlama güdüsü etrafında ele alıyor.

Film, adından da anlaşılacağı üzere, aşk filmleriyle ünlenen bir yönetmenin hikayesini konu ediyor. Aynı tarzda filmler yapmaktan sıkılan Haşmet Asilkan, kendini kanıtlamak amacıyla yeni ve farklı bir film yapmak ister ve ne kadar büyük bir yönetmen olduğunu ispatlamak için de ‘hayatımın projesi’ dediği filme başlar. Aslında filmin meselesi tam da bu noktada gizli; kendini kanıtlama çabası. Çokça tartışılagelen o meşhur döngü; ’Ya yaptığını savun ya da savunduğunu yap.” Haşmet Asilkan’ın kişisel çatışmasını da içine alan bu döngü filmin temel savını yansıtması bakımından önemli. Zira bunun bir sonucu olarak kendini kanıtlama sevdasına düşen Haşmet Bey de aslında kendinden uzaklaşmakta çünkü kendini kanıtlamaya çalışan her birey gibi, o da kendini olmadığı biri gibi gösterme derdindedir. Bu yolla günümüze de ayna tutan film, eskimeyen kadim bir tartışmayı diri tutuyor; birbirinin benzeri eserler, bir öncü eserin ucuz kopyaları ve bugünün moda tabiri ile “kitsch” yapıtlarla dolu bir dünya.

Elbette filmin tek meselesi bu değil. Toplumsal gerçekçi bir yapım olarak film aynı zamanda içinde bulunduğu toplumun durumunu da yansıtma derdinde. Bunu yaparken de oldukça cüretkâr davranıyor, bir sinema filmi olarak içinde bulunduğu sistemin tüm açıklarını ortaya koyuyor: birbirinin kuyusunu kazanlar, herkese borç takıp kaçan yapımcılar ve sözünde durmayan yığınla sektör çalışanı. Türk sinemasının tabir-i caizse çöktüğü, sadece belli başlı büyük yapımların ekonomik bir karşılık bulabildikleri ortamda mesleğini sürdürmeye çalışan bir yönetmenin hikâyesi olarak film, öz eleştiride sınır tanımıyor.

İyi kotarılmış karakterler, iyi bir filmin de temel enstrümanlarına dönüşebiliyor. Bu yolla seyircinin hikâyeye dahil olması da kolaylaşıyor. Zira izleyiciye kendileriyle özdeşleştirebilecekleri karakterler verirseniz izleyicinin filmin büyüsüne kapılmasına da fırsat tanımış oluyorsunuz. İşte Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nin yaptığı da tam olarak bu. Tüm karakterler doğru ve yanlışlarıyla hayatın o kadar içindeler ki izleyici onları kendi yaşamlarıyla özdeşleştiriyor, dolayısıyla karakterlerin yaşadıklarını içselleştirebiliyor. Örneğin tüm kaypaklığıyla Haşmet Asilkan, herkesin günlük yaşantısında görebileceği bir karakter. Yalanları, gururlu tavırları ve menfaati söz konusu olduğunda yüksünmeden duruşunu değiştirebilen yapısıyla izleyicinin gerçek hayatta benzerlerini bulabileceği bir insan. Diğer karakterler de hal ve hareketleriyle bu gerçekçi atmosferin birer parçası olarak seyircinin filmle bağlarını perçinliyorlar. İşsiz kalıyor, kahveye gidiyor, başarısız oluyor, borç alıyor, ufak yalanlar söylüyor ve hayatın bir parçasıymış gibi film içinde akıp gidiyorlar.

Hikâye ve karakterler kadar önemli olan bir başka unsur da bunların nasıl aktarıldığı yani filmin genel anlatım biçimi, sinemasal ifadesiyle biçimsel anlatımı. Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni her ne kadar sade bir anlatıma sahip olsa da onu sıradanlaşmaktan kurtaran bir tarzı var. Bunu sağlayan etmenlerin başında hikâyenin katmanlı yapısı geliyor. Birbirinden farklı katmanlarıyla izleyicinin sıkılması ya da filmden kopmasının önüne geçiliyor, insan her sahnede filmin farklı bir yönünü düşünmekten kendini alıkoyamıyor, bu da filmin seyirci nezdinde sürükleyici bir anlatım yakalamasını sağlıyor. Diğer bir unsur ise kuşkusuz filmin güçlü diyalogları. Film genel olarak göstermekten ziyade anlatmayı tercih eden bir üslup tercih ediyor. Hikâye aktarımı doğrudan izleyicinin gördükleri aracılığıyla değil, vuku bulan olayların anlatılmasıyla gerçekleşiyor. Bunun etkisinin en çok hissedildiği yer ise telefon konuşmaları. Genellikle filmlerde telefon konuşmalarında ana karakterimizi normal bir şekilde duyarken telefonda aldığı cevapları daha kısık sesle ve alçak bir tonda duyarız. Böylece ikili arasındaki ilişki bize doğrudan aktarılmış olur. Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nde ise dolaylı anlatımın bir sonucu olarak telefon sahnelerinde karşı tarafın sesini duymuyoruz. Meseleyi yalnız ana karakterimizin sözlerinden ve daha sonra olayı başkalarına anlatmasından anlıyoruz. Bu üslup bir yandan filmin gerçekçiliğini beslerken diğer yandan da filme mizahi bir lezzet katıyor. Haşmet Asilkan’ın olayları anlatırken kullandığı dil, filmin başlıca eğlence kaynaklarından biri.

Film görüntü biçemi olarak akışı hızlandıran, izleyiciyi sıkmayan bir dile sahip. Yavuz Turgul, film boyunca harika planlar yakalama derdine düşmemiş, öykünün anlatımını akıcı hâle getirmek için çabalamış. Elbette bu filmin görselliğinden bir şey götürmüyor, zira film görüntüyü anlatıyı destekleyici bir unsur olarak ele alıyor. Bu da görüntüyü değil hikâyeyi önceleyen bir sinema anlayışının ortaya çıkmasını sağlıyor. Bununla birlikte kameranın yeri geldiğinde sabit yeri geldiğinde hareketli olduğu bir film Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni. Pan’ın sıkça kullanıldığını söylemek de mümkün. Karakter ve mekân ilişkisini kurmak için ideal yollardan biri olan bu teknik aynı zamanda mekân üzerinden karakterlerin anlık durumunu betimlemeyi de sağlıyor.

Filmdeki oyunculuklar, birbiriyle eş güdümlü şekilde zaman zaman karikatürize ancak genel planda yalın bir tarzda öne çıkıyor. Başrolde Şener Şen, bir Yavuz Turgul klasiği olarak yine olanca görkemiyle karşımızda. Film boyunca oldukça başarılı bir performans sergileyen Şener Şen’e Nihat rolüyle Aytaç Yörükaslan eşlik ediyor. Ayrıca Jeyan rolünde Pıtırcık Akerman ve Tarcan rolünde Oktay Kaynarca da ilk filmlerinde başarılı performanslarıyla dikkat çekiyorlar.

Katmanlı hikâyesinin içinde pek çok ayrı meseleyi incelikle sığdırmayı başaran Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, güçlü görsel dili ve oyunculuklarıyla mutlaka seyredilmesi gereken bir yerli klasik. Değindiği konularla meramını anlatmakla kalmayıp, seyirciyi anlattığı konulara dair düşünmeye sevk eden etkileyici bir yapım olan film, yalnızca yönetmeni Yavuz Turgul’un filmografisinin değil Türk sinemasının da nadide yapımlarından biri olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor.

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close