Kısa Bilim Kurgu Tarihi ve 2001: A Space Odyssey

Kısa Bilim Kurgu Tarihi

Bilim Kurgu sözlük anlamı olarak “Çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan (film, roman vb.)” olarak geçmektedir.

Köklü bir sinema türü olarak bilim kurgunun kökeni aslen 1902 yılında çekilmiş siyah-beyaz ve sessiz bir film olan Fransız yapımı Le Voyage dans la lune (Ay’a Seyahat) filmine dayanır. Film aslına pek sadık kalınmadan Jules Verne’nin Ay’a Seyahat ve H. G. Wells’in yazdığı Aydaki İlk İnsanlar romanlarından uyarlanmıştır. Georges Melies filmin yapımcılığını ve yönetmenliğini tek başına üstlenirken senaristlik görevini kardeşi Gaston Melies ile paylaşmaktadır. Bu film sinemada özel efekt kullanımı konusunda açtığı çığır ile öncü bir film olmayı başarmıştır.

Bu yıldan itibaren bol miktarda bilim kurgu filmi çekilmiştir ancak bunların oldukça büyük bir çoğunluğu B sınıfı filmler olarak kalmıştır. Aradan sıyrılan başarılı işlere rağmen bunlar bilim kurgunu bir tür olarak öne çıkması için gereken ivmeyi kazandıramamışlardır. Bu konuda ki başarılı çıkışı sağlayan film ise Stanley Kubrick’in yönetmeliğini yaptığı 1968 yapımı 2001: A Space Odyssey (2001: Bir Uzay Destanı) olmuştur peşinden 1977 yapımı Star Wars: Episode IV- A New Hope (Yıldız Savaşları: Bölüm IV- Yeni Bir Umut) beyaz perdede bilim kurgunu çıkışı dallanıp budaklanması ve 2 temel kola ayrılmasına sebep olmuştur.

Bu iki türü basitçe Realistik Bilim Kurgu ve Fantastik Bilim Kurgu olarak ayırmak çok yanlış olmayacaktır. Pek tabii bu iki kolun altında ziyadesiyle alt tür detaylıca bulunmaktadır ancak biz şimdi bu alt dalları detaylıca ele almayacağız. Basitçe bu iki türe göz gezdirmek gerekirse:

1. Realistik Bilim Kurgu

Bilim kurguyu bilimsel gerçeklerle daha çok bağdaştıran ve onlara sadık kalma konusunda daha ısrarcı olan filmleri nitelendirebileceğimiz bu tür içinde gerçek dışılık bulundurabilse de genel bilimsel gerçeklerle ile çok çelişmemektedir. Tabii sözlük anlamı olarak bakıldığında bu bilim kurgunun olması gerekendir ancak insanoğlu kendi oluşturduğu ile çelişmeyi her zaman bilmiştir. Bu konuda verilebilecek en güzel örnekler 2001 A Space Odyssey ve yakın zamandan Interstellar(Yıldızlararası).

2. Fantastik Bilim Kurgu

Genel anlamda filmlerde daha hâkim olan tür budur çünkü insanların aklındaki yıkılmaz bilim sıkıcılığı algısı değişmez bir kaya misali olarak dururken yönetmen ve yapımcıların önünde pek tabii daha az yaklaşılan taraf o oluyor. Bunun yanında realistik bilim kurgu filmleri çekmenin oldukça yorucu olması ve yoğun bir çalışma gerektirmesi de önemli bir etken. Bir evren oluşturup tüm kuralları oluşturmak büyük bir efor sarf ettirse de kuralların değişebilirliği ve her şeyin istediğimiz gibi gidebilmesi büyük bir esneklik tanımakta yönetmen ve senaristlere. Fizik kurallarını yok sayabilmekte işleri yönetmede kolaylık sağlamakta. Bu türe verebileceğimiz en temel örnek ise Star Wars (Yıldız Savaşları) serisi. Kendi evreni içinde 1977 yılından beri devam etmekte olan seri bu türdeki en önemli örneklerden biri.

Bahsettiğimiz gibi bunların pek çok alt türü bulunsa da (Steampunk, Siberpunk, Kıyamet Sonrası vb.) bu türleri bu yazıda ele almayacağız.

Burada kısaca Satürn ödüllerinden bahsetmeden geçmek olmaz. Satürn Ödülleri 1972 yılında beri Academy of Science Fiction, Fantasy & Horror Films tarafından her sene Bilim Kurgu, Korku, Fantastik ve Aksiyon/Gerilim konularında alanında verilmektedir.

2001: A Space Odyssey (2001 Bir Uzay Yolu Macerası)

NOT: Bu kısımda filmin senaryosunu detaylı olarak ortaya koymaktan ziyade film hakkında ki genel düşüncelerimi belirtmek ve birkaç bilgi vermek esas amacımdır.

1968 yapımı bir şaheser. Stanley Kubrick’in bu eşsiz başyapıtı bir realistik bilim kurgu severi olan benim için türün en önemli ilk 3 eserinden biridir. Yoğunca imgelem, sessiz sahne ve siyah ekrandan oluşan film bu anlarda filmin anlamsal bütünlüğünü kavramaya yardımcı oluyor.

Film bilimsel gerçeklerle kurgusallık arasındaki dengede kendini gerçekliğe yakın konumlandırsa bile bu onun kurgusallığına zarar vermemiş aksine desteklemiştir. Filmin senaryosu Arthur C. Clarke’ın kısa bir öyküsünden esinle Kubrick ve Clarke tarafından yazılmıştır.

SPOİLER!

Filmi 4 bölümde incelemek gerekir:

1.İnsanlığın Şafağı

Bu bölüm ilk 5 dakikalık siyah ekranı ile bizleri maddenin olmadığı zamana götürüyor. Bu dakikalarda maddenin olmadığı zamanları Kubrick’e göre izliyoruz. Ardından onun bakış açısıyla insanlığın doğuşu, evrimi ve gelişimini görüyoruz. Başta bu maymunlar çölde öylece yaşayıp giderler iken bir gün siyah bir dikilitaş bulurlar. Bir süre sonra bir maymun kemik parçalarından bir silah yapar ve başka bir maymunu sopalayarak öldürür. Bu insanlığın kanlı ve vahşi gelişiminin doğuşudur. Bu dikilitaş kimilerine göre bilinci kimilerine göre ise sınırsız bilgi ve zekayı temsil etmektedir. Bence burada doğru olan görüş dikilitaşın bilinç anlamına geldiği yönündedir çünkü bilinçsiz maymunlar taş ile karşılaşmalarından sonra bir canavara, bilinçli insana evriliyor ve ilk cinayeti işliyor. Burada Kubrick sinema tarihinin en uzun zaman geçişini yapmıştır ve bizi doğrudan uzay çağına, Ay’a Yolculuğa götürmüştür. Bu geçişi sağlayan kemik yani cinayet aleti bir anda bir uzay aracına dönüşmüştür ve bu insanın öldürme isteğinin kaybolmadığını sadece bunu yapma yolunun değiştiğini söylemektedir.

2.Ay Yolculuğu

Filmin bu kısmı genel olarak uzun planlardan oluşmaktadır. Bunun tek sebebi Kubrick’in vermek istediği mesajlar değil aynı zamanda ortaya koymuş olduğu bu ihtişamlı eseri sergilemektir bunu da gayet doğal karşılamak gerekir ki Kubrick daha insanların Ay’a ayak basmadığı zamanda Ayda geçen sahneler çekmiş Dünya’yı insanlara dışardan izletmiştir. Ayrıca Dünya’da bulunan dikilitaştan bir tane de burada bulunmuş ve bu uzaydaki insan dışı varlıkların bir kanıtı olarak görülmüş, bundan 18 ay sonra ise bu dikilitaşın işaret ettiği yere Jüpiter’e yolculuk başlamıştır.

3. Jüpiter’e Yolculuk

Bu kısım genel itibariyle 2 insan ve 1 yapay zekanın bir uzay aracındaki sahnelerinden oluşmaktadır. Bu kısımda Kubrick gelecek hakkında karamsar öngörülerde bulunmuş, yapay zekanın gelecekte insanlar için bir tehdit haline geleceğini söylemiştir. Ayrıca yapay zekanın ne olursa ne kadar gelişirse gelişsin her zaman duygu ve sanat zevkinden uzak olacağını belirtmiştir.

4.Jüpiter ve Sonsuzluğun Ötesi

Bu kısım başlangıçta bir renk cümbüşü ile Jüpiter’e gelinir. Mutlak gücün simgesi olan Jüpiter’e ulaşıldığında ise insan yaşlanmıştır. İçindeki o ilk çağdan beri var olan rekabet duygusu onu yaşlandırmış ve zamanla öldürmüştür. Ardından ise yeni bir bebek meydana gelmiştir. Burada Kubrick şunu söyler “İnsan evrildi, evriliyor, evrilecek.”.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close